Bodrum'daki mütevazı yazlığında buluştuğumuz Özden Toker beni içten bir şefkat ve şahane bir zarafetle ağırladı. Çay, poğaça ve kek ikram etti. Sade ve şık bir kıyafetle Sözcü'nün objektifinin karşısına geçti.

Son derece dinç olarak, sanki 90 yaşında değil, en fazla 60 yaşında gibi görünümü vardı. Akıcı konuşması, pozitif enerjisi, neşesi, samimiyeti ve gösterişsiz tevazusu hayranlık uyandırdı. Eğitim ve kültürü ile örnek bir Cumhuriyet kadınıydı... Sözcü'den Gökmen Ulu, Özden Toker hanımefendiye İsmet İnönü'nün nasıl bir insan, nasıl bir baba olduğunu sordu. Anlattıkları ders niteliğindeydi…

BÖBÜRLENME YOKTU: Ben doğduğum zaman babam Başbakan'dı, ondan sonra Cumhurbaşkanı oldu, muhalefet liderliği yaptı. Daha evvelden Kurtuluş Savaşı kahramanı, Lozan kahramanı. Ben bütün babalar benim babam gibi zannederdim. Tüm bunlara dair bir böbürlenme içinde değildi.

Mevhibe ve İsmet İnönü, çocukları Erdal, Ömer ve Özden ile…



BABAM BUNU KAFAMIZA SOKTU

EŞİT BÜYÜDÜK: Mevkisi ne olursa olsun, bizi paşa çocukları veya Cumhurbaşkanı çocukları olarak değil, İsmet İnönü'nün çocukları olarak yetiştirdi. Biz sınıf farkı olmadan, bütün vatandaşlarımız gibi eşit çocuklar olarak büyüdük. Devlet okullarında okuduk. Hiçbir zaman diğer arkadaşlarımızdan bir üstünlüğümüz olmadı. Aslında Cumhuriyet bu. Babam bunu kafamıza soktu.

HAYATINI PAYLAŞTI: Onunla her zaman gurur duyduk. Benim gözümde ideal bir babaydı. Bizi her zaman hayatın içinde tuttu. Hayatını bizimle paylaştı. Eğitimimize özen gösterir, derslerimizle ilgilenirdi. Birlikte eğlenirdik. Babamdan müzik sevgisini aldık. Spor yapardı, denize girerdi. Hep beraber ata binerdik.

SOFRA BİRLİĞİ: En önemsediği sofra birliğiydi. Derdi ki; “İnsanların 24 saat içinde yapacakları çok işleri oluyor ama 1 saatlerini ailelerine ayırıp sofra başında bir araya gelmeleri lazım. Çocuklarınız sizi tanısın, siz çocuklarınızı tanıyın. Yoksa zaman geçiyor ve birbirinize tamamıyla yabancılaşıyorsunuz, birbirinizi anlamıyorsunuz. O hale gelmemek lazım.”

Ömer İnönü, Özden Toker, İsmet İnönü, Mevhibe İnönü ve Erdal İnönü.

TARTIŞARAK HALLEDERDİK: Hep bize arkadaş olmaya çalıştı. Babam bize bir şey söylediğinde ya da biz bir şey istediğimizde onu tartışarak hallederdik. Erdal ağabeyim fizikçi olmak istedi, Ömer ağabeyim mühendis olmak istedi, ben de Metin Toker'le evlenmek istedim. Bu konularda babam bizi hep serbest bıraktı.

TARİHİ GENÇ KUŞAKLARA AKTARIYOR

2002'de eşi Metin Toker'i kaybeden Özden Hanım halen yılda 15-20 bin ziyaretçinin gezdiği Pembe Köşk'te ikamet ediyor. Özden Toker, ziyaretçilere Atatürk'ü,  İnönü Ailesi'ni, Cumhuriyet'i ve kazanımlarını anlatmaya devam ediyor.

Özden Toker'in lise yılları…

“NİHAYET BİR KIZIM OLDU PAŞAM”

İsmet Paşa'nın doğumunu, “Nihayet bir kızım oldu paşam” diyerek Mustafa Kemal Atatürk'e haber verdiği Özden Hanım, 7 Şubat 1930'da Pembe Köşk'te geldi dünyaya. Çankaya İlkokulu ve Ankara Kız Lisesi'nden sonra Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Edinburgh Üniversitesi'nde çalışma yaptı. İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olduğu dönemi (1938-1950) Çankaya Köşkü'nde geçiren Özden Hanım, 9 Şubat 1955'te, Akis Dergisi'nin sahibi Gazeteci Metin Toker ile evlendi. Demokrat Parti iktidarı döneminde, Akis'teki yazıları nedeniyle eşinin hapsedildiği iki farklı süreçte, kaleme aldığı makale, haber ve anılar, yaptığı röportajlar ile dergiye katkıda bulundu. Gülsün Bilgehan, Nurperi ve Güçlü isimlerinde üç çocuk annesi olan Özden İnönü Toker, kurucuları arasında olduğu İnönü Vakfı'nın 1992'den beri başkanlığını yapıyor.

İsmet İnönü, Mevhibe İnönü, kızları Özden Toker, damatları Metin Toker, torunları Gülsün ve Nurperi.

EVDE 5 VAKİT NAMAZ KILINIRDI

Özden Hanım, hem annesinin hem de babasının ailelerinde geleneklerine bağlı olarak yetiştiğini belirtiyor… “Evimizde her zaman beş vakit namaz kılındı, Ramazan'da oruç tutuldu. Hâlâ da öyle” diyen Toker, anlatmayı sürdürüyor:

– Babamı kaybettiğimizden beri her sene mevlitler okunur. Yine oruç tutulur, namaz kılınır. Kendimden bahsetmek istemem ama dini vazifelerimi kendime göre yaparım. İnancımız tamamdır. Şimdi söylüyorum artık bu duyuldu: Babamın yatak odasında, yatağının üzerinde Türkçe “Allah'ın dediği olur” yazılıydı. Ben doğduğum zaman o odada ilk o yazıyı gördüm. Babamı o odada kaybettik, o da en son o yazıyı gördü: “Allah'ın dediği olur.”

– Ama hiçbir zaman dini siyasete veya çıkarlarına alet etmedi. Sadece babam değil, o kuşak bu konuda çok hassastı. Dininden kopmadılar ama dini alet olarak kullanmadılar. En büyük günah dini siyasete alet etmek değil midir?

İsmet İnönü ve gazeteci damadı Metin Toker.

– Cumhuriyet'in ilk kuşağı Osmanlı'nın son kuşağıdır. Hem çok iyi eğitim almışlar, hem de yaşam içinde idaredeki eksiklikleri, yanlışlıkları çok iyi görmüşler. İşte bunun için aydınlanma devrimlerini yaptılar. 

– Babam muhalefete geçtiğinde bugün duyduğumuz eleştiri ve hatta iftiralara gereken cevapları çok güzel verdi. Gerçeği eminim ki onlar da biliyorlar, bile bile söylüyorlar. Niye? Seçmenlerini kandırmak için. Bizim yapmamız icap eden şey doğrusunu anlatmak. Ben politika yapmıyorum. İnönü Vakfı'ndaki arkadaşlarımla birlikte Atatürk'ün, devrimlerin, Cumhuriyet'in ne olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Siz gazetelerinizde aynı şeyleri yapmaya çalışıyorsunuz. Beni en sevindiren ise bilinçli ve duyarlı yurttaşlarımızın gereken cevapları en iyi şekilde veriyor olması.