• DOLAR 3,8397 TL
  • EURO 4,5206 TL
  • Altın 153,3560 TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

CHP GN. BŞK. D. BAYKAL, 09 EYLÜL 2009’DE YAPILAN ‘CHP İL BAŞKANLARI TOPLANTISI’ ÖNCESİ, “AÇILIM SÜRECİNE” İLİŞKİN “GÖRÜŞLERİNİ” BASINLA AŞAĞIDAKİ PAYLAŞMIŞTI...

Algan HACALOĞLU

Algan HACALOĞLU

E-Posta :

 Türkiye’de 1,5 aya yaklaşan bir süreden beri hükümetin açılım tartışmalarını yaşıyoruz. Bu açılım tartışmalarının geldiği bu son noktada tablonun ne olduğuna bir kez daha birlikte bakmamız gerekir.

 

Önce sürecin isminde bir sorun yaşandı. “Kürt açılımı” diye başladı, daha sonra “demokrasi açılımına” dönüştürülmek istendi. Daha sonra da “milli birlik açılımı” diye nitelendirildi. Bütün bu değişimler iktidarın açılım konusundaki samimiyetsizliğini ve kafa karışıklığını ortaya koyan bir tablodur. 

AKP, terörle içine girdiği müzakere sürecinin kafa, kavram ve hedef karışıklığı içindedir.

 

Önce herkesin bir hususu çok iyi anlaması lazım. Şimdi de, bir müzakere süreci yaşıyoruz. Bu müzakere sürecinin taraflarından birisi silahı, terörü kullananlar ile onun siyasi yandaşlarıdır. Müzakerenin diğer tarafı ise, AKP iktidarıdır. Kısaca, AKP iktidarı terörle fiilen bir müzakereyi yürütmeye çalışmaktadır.

 

AKP iktidarı bu müzakereden ne beklediğini açıkladı. Nedir beklenen? “Silahların bırakılması, anaların gözyaşının dinmesi, Türk bayrağına sarılmış tabutların köylerimize, kasabalarımıza artık gelmesine son verilmesi.” AKP iktidarı bu bekleyişi gerçekleştirmek için kendini bir müzakere sürecine kaptırmış durumda.  Kiminle bunu yapmaya çalışıyor? “Elinde silah bulunduran. teröre karar verebilen ve uygulayabilen merkezlerle.”

 

Peki o merkezlerin bekleyişi nedir? Onlar bu müzakereden ne bekliyorlar? Onlar için bu müzakerenin anlamı nedir? Onlar, bizim bekleyişlerimize, hükümetin bekleyişlerine hangi şartlar altında, nasıl, ne şekilde cevap verirler. Bu sorunun aydınlığa kavuşturulması lazım.

Devleti ayrıştırmak daha sonraki aşamadır. Şimdi milleti ayrıştırma noktasındadırlar.

 

Yaşadığımız 45 günlük süre içinde bu konuda da ipuçları çıktı. Nedir çıkan ipuçları?

Önce şunu bir defa gördük: Terör merkezinin bekleyişi, Türk milletini ayırmaktır. Etnik temelde milleti ayrıştırmaktır.

 

Onların amaçladıkları, ulaşmak istedikleri, uğrunda gayret ettikleri hedef “ Hepimiz bir bütün değiliz, bizim ayrı bir etnik ve ırk kökümüz var. Bu etnik ve ırk kökü temelinde biz milli bütünlüğün dışındayız” demek, bunu haklı göstermek, bunu temellendirmek ve bunu toplumumuza, ülkemize kabul ettirmektir.

 

Bu amaçla “anayasadaki millet tarifi değişsin” diyorlar.

 

Eğer sizin ayrışma niyetiniz yoksa, hepimizin anayasada tarif edilen şekliyle bir milletin parçası olduğumuzun ifade edilmesi size niye rahatsız ediyor? Niye Arnavutları rahatsız etmiyor? Niye Gürcüleri rahatsız etmiyor? Niye Çerkezleri rahatsız etmiyor? Niye Arapları rahatsız etmiyor? Niye Anadolu’da yerleşmiş, kökleşmiş milyonlarca Kürt kökenli insanımızı rahatsız etmiyor? Niye onlar bundan rahatsız değil?

 

Niye onlar bu devletin, bu milletin bir parçası olarak huzur içinde yaşamayı memnuniyetle kabul ediyorlar da, sen niye bunu reddediyorsun?

Sen kimsin? Kimin sözcüsüsün sen?

 

Hükümetin muhatap aldığı unsurlara söylüyorum. Türkiye'de Kürt kökenli milyonlarca insanın sözcüsü müsün? Onlar mı “Türkiye’de bu millet tarifi kaldırılsın, millet ayrıştırılsın, etnik temelde, ırk temelinde biz ayrı bir millet olarak kabul edilelim, bunu sağlamak içinde silaha, teröre, şiddete başvuralım, kavga edelim...” diyorlar.

Var mı böyle bir tablo? Böyle bir tablo yok. Ama Türkiye’nin içinde ve dışında birileri bu beraberliği sarsmak için büyük gayret gösteriyor. Onların amacı “Türkiye'de yaşayan insanların, Kürt kökenli insanlarımız başta olmak üzere demokratik hak ve özgürlüklerini daha da geliştirmek, onların insan haklarını bütün diğer vatandaşlarımızla birlikte daha ileri götürmek, onları bütün Türkiye'de saygın, etkin bir konuma taşımak” değildir. Bunu herkesin çok iyi anlaması lazım.

Onların amacı, onların derdi Kürt kökenli insanların bireysel hak ve özgürlüklerinin, daha ileri götürülmesi değildir. Onunla meşgul değiller. Hatta o konuda belli bir tatmin düzeyine ulaşılmış olanlar, onların hedefidir. Onları rahatsız etmektedir. Çünkü onlar uyum istemiyorlar, onlar kaynaşma istemiyorlar, onlar ayrışma istiyorlar.

 

Amaçları “bireysel kültürel haklar” değildir. Bu çok büyük ölçüde partimizin mücadelesiyle aşılmıştır.

 

Şimdi tablo görülmüştür. Türkiye’de önümüzdeki dönemde gideceğimiz yer, artık; “İnsanlarımızın etnik kimliğine saygı gösterilmesi, etnik kimliğinin gereği olarak ana dillerini öğrenmeleri, özgürce konuşabilmeleri, ana dillerinde özgürce yazılı, sözlü veya görsel yayında bulunabilmeleri, etnik gelenek ve kültürlerini özgürce yaşayabilmeleri, yani bireysel kültürel haklarına eksiksiz olarak sahip çıkabilmeleri” değildir. Artık bu aşılmıştır. Bu çok büyük ölçüde Cumhuriyet Halk Partisinin mücadelesiyle aşılmıştır.

CUMHURİYET HALK PARTİSİ 20 yıl öncesinden beri bu konuda çok açık, tutarlı ve kararlı  bir mücadele vermiştir.

 

Etnik kimlikler farklı olabilir. Ama etnik kimliklerin farklı olması devlete bir tehdit oluşturmaz. Devlet kimsenin etnik kimliğine bakmak, ona karışmak durumunda değildir. Herkes kendi anadilini öğrenir, öğretir, konuşur, yazar, çizer, televizyon kurar. Bunların hepsi “temel özgürlüktür” demişiz. Bunlar “temel bireysel kültürel haklar” demişiz.

 

Ne zaman? 20 yıl öncesinden demişiz. Bunu dediğimiz için suçlanmışız, DGM’ye verilmişiz. Ama bütün bunlar aşılmış. Bugün geldiğimiz noktada artık bütün Türkiye Cumhuriyet Halk Partisinin öncülüğünü yaptığı bu mücadeleyi haklı buluyor.

“Etnik kimlik şereftir. Herkesin etnik kimliği farklı olabilir. Herkes kendi etnik kimliğini özgürce yaşar”. Bu aşama artık geride kaldı.

 

Şimdi geldiğimiz noktada ayrışma şudur: Etnik kimliği, özgürce yaşanan etnik kimliği, “kurumsallaştırarak, temellendirerek, hukuksal, anayasal temellere oturtarak, milleti parçalayarak ayrı bir millet inşası için ve giderek o milletin üstüne ayrı bir siyasi yapılanma inşası için bir çıkış noktası olarak”  kullanalım mı, kullanmayalım mı?

Soru budur. Türkiye’nin geldiği noktada şimdi kimse etnik kimliği tartışmıyor. Etnik kimliğin bir demokratik hak olduğunu, bir temel insan hakkı olduğu, onun gereğinin  özgürce yerine getirilmesinin zorunlu olduğunu kimse artık tartışamaz, tartışmıyor. Bu aşama artık geride kaldı.

O nedenle kimse bize çıkıp Kürtçe konuşma şovlarıyla bu konuyu anlatmaya kalkmasın. Onlar geride kaldı. 20 yıl önce biz onun mücadelesini verdik. O iş bitti. Şimdi mesele şu; etnik kimliği bir siyasal ayrışmaya dayanak yapacak mıyız, yapmayacak mıyız? Türkiye’nin önündeki soru budur.

Birileri şimdi “etnik kimliği” bir siyasi ayrışma, bir milli ayrışma noktasına, bir anayasal ayrışma, bir hukuksal ayrışma noktasına çekmek istiyorlar.

 

Kimdir bunu çekmek isteyenler? Eline silah alanların amacı bu. Eline silah alanların amacı hiçbir zaman insanların demokratik hak ve özgürlüklerini tanımak olmadı. Onlar günü geldi en büyük zulmü Kürt kökenli insanlara karşı yaptılar. En büyük zulmü onlara karşı yaptılar. Niçin? Çünkü ulusal kaynaşmanın içinde yer alan Kürt kökenli insanlar onların hasmıdır. Onu bozmak istiyorlar. Bu PKK’nın hedefidir.

PKK’ya bu hedefi verenler de çoğu kere yurtdışındaki merkezlerdir.

 

Çünkü onların hedefi de, Ortadoğu coğrafyasını yeniden şekillendirmektir. Boşuna mı o haritalar dolaşmıştır, orada burada. Oraya giden yol nasıl açılacaktır zannediyorsunuz? Şimdi geldiğimiz noktada Türkiye ayrıştırılmak isteniyor. Etnik temelde ayrıştırılmak isteniyor.

İktidar bu tuzağa düşmüştür. İktidar bu tuzağın içine bilerek girmiştir.

 

İktidar bu konularda atacağı adımın hangi amaca hizmet edeceği noktasında bilinçsizdir, duyarsızdır, dikkatsizdir. Bu söylediklerim en hafif değerlendirmedir. Yani iyi niyet varsayımı ile yapılan değerlendirmedir. Eğer böylesine bir iyi niyet sözkonusu değilse o zaman tablo çok farklıdır. Şu bir gerçektir kiiktidar Türkiye’yi etnik ayrışmaya götürmek isteyenlere alet olmaktadır. Bu net açık gerçektir.

Şimdi Başbakan (R.T.Erdoğan) yürütülen müzakere sürecinin bir tarafı olarak kendi iyi niyetini söylüyor. Anaların gözyaşı dinsin, tabutlar gelmesin, şehitler olmasın. Bu bir politika değil. Bu bir temenni. Herkesin temennisi.

Ancak, bunu söyleyerek bir yere varmak mümkün değil. Bunun için ne yapacaksınız, ne vereceksiniz, kime vereceksiniz? Bunu nasıl sağlayacaksınız?

Bunu sağlama konusundaki muhtemel iki yaklaşım şudur;

·       *Ya, anaların gözyaşını akıtan, şehitlerin verilmesine neden olan insanlara, “gelin vazgeçin şu işten anlaşalım” dersiniz. Onlarla anlaşma yoluna girersiniz. Anlaşabilirseniz, hangi şartlarla anlaştıysanız onu çıkar millete söylersiniz. Bakarız, görürüz, değerlendiririz, böyle bir şey varsa.

 

·       Ya da, bugüne kadar olanın ötesinde Kürt kökenli insanlarımızı toplumla daha bir kaynaştıracak, bütünleştirecek, “kendi kimliğine sahip çıkarak, kendi özgürlüğünü kullanarak, ama tüm toplumla giderek daha çok el ele vermiş hale gelmesini sağlayacak” ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel açılımları yaparsınız. Onları yaparsanız, toplumdaki insanlar giderek büyük toplumla kaynaşırsa, bütünleşirse, “burada bir Kürt kökenli insan olarak özgürce yaşabildiğini, bu milletin parçası olmanın rahatsız eden hiçbir yönü olmadığını, saygın bir vatandaş olarak Kürt kökeniyle bu toplumun, bu milletin bir parçası olabileceğini” ona somut şekilde gösterirseniz işte o da uzun vadede aynı amaca hizmet eder.

 

İktidarın tercihi ise; “elinde silah olanlarla müzakere ederek, onları tatmin ederek acaba bir ilerleme sağlayabilir miyim” olmuştur.

 

Bunun içinde, AKP iktidarı “milleti ayrıştıracak, milleti birbirinden koparacak etnik temelde Türkiye’nin siyasal bölünmesine doğru gidecek” adımları atmayı içine sindirebilmektedir.

 

Şimdi bu açmazı kullanıyorlar. Bu hükümetin çok temel bir zafiyetidir. Bu kafa ile bizden, toplumdan atacağı adımların ayrıştırıcı etkisi olacağı gerçeğini saklamak için her türlü çabayı sergilemektedir.

Şimdi mesela Öcalan bu konudaki düşüncelerini, taleplerini ortaya koyan bir metin hazırladı. Yol haritası çıkarıyor diye günlerce söylendi. Bütün Türkiye’de kıyamet koptu. Geldiğimiz noktada şimdi o metin hükümete teslim edildi. Haftalardır o metin hükümetin elinde. Ne oldu? Niye ilan etmiyorsunuz?

 

Muhatap alıyorsunuz, müzakere ediyorsunuz doğrudan, dolaylı. Niye söylemiyorsunuz? Milletten neyi gizliyorsunuz?

 

“Canım ne istediğini siz bilmeyin”. Sen kiminle, neyi müzakere ediyorsun? Bunu görmemiz gerekmiyor mu? Ne istiyor? Onun ne istediği bölük pörçük yansıdı da, biz kendi adına, en son taleplerini bir görmek istiyoruz. O iki defteri, iki defter dolusu değerlendirmeyi görmek istiyoruz. Bilelim gerçek ortaya çıksın.

 

Bir süreç götürüyorsunuz, açılım süreci diyorsunuz, toplumla birlikte diyorsunuz. Her kapıyı çalıyorsunuz, herkese soruyorsunuz. Niye bu konudaki düşünceyi milletten saklıyorsunuz?

 

Niye bu konudaki talepleri milletten gizleme ihtiyacını hissediyorsunuz?

 

“Millet bunu bilmesin öyle götürelim”. Sen müzakere götürüyorsun. Şimdi senin götürdüğün müzakerenin tarafı ne istiyor, ben bilmiyorum. Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı olarak ben bilmiyorum.

Başbakan diyor ki, “mutlaka Baykal’la görüşeceğim. Mutlaka CHP’yle görüşeceğim. CHP’yle görüşmeden olmaz”. Peki sen Öcalan’ın ne istediğini milletten saklıyorsun, bizden saklıyorsun. Ben senin kafanda hangi tilkiler dolaşıyor, hangi hesabın içindesin, kiminle hangi pazarlığı yaptın, senin muhatabın senden ne istedi? Bunu dahi bilmeden seninle nasıl konuşacağım?

 

Senin derdin, kendi kafandaki modele herkesi angaje edebilmektir.

 

Onunla da görüştün, bununla da görüştün. Görüştün, ne görüştün? O görüştüğün insanlar biliyor mu PKK’nın ne istediğini? Söyledin mi onlara? Hayır söylemedin. E sen biliyorsun. Sen onlarla görüşüyorsun.

Bu dürüstçe ve açık götürülmeyen bir süreçtir. Halktan kaçırılmak istenen şeyler vardır.

 

Halktan kaçırılmak istenen şeyde çok açıktır. Milleti bölmeye yönelik, etnik temelde milleti bölmeye yönelik adımları atmak istiyorlar. Ama bunu, onun için değil de, milli birlik için atıyoruz diye milleti uyutmaya çalışıyorlar.

 

Bu inandırıcı bir yaklaşım değildir, gerçek çok açıktır, nettir, bunu herkes görmektedir, bilmektedir. Bizde bu gerçeği Türkiye’ye anlatmakla yükümlüyüz, görevimiz budur, bunu anlatıyoruz.

 

Kürt kökenli insanlarımızın Türkiye’de daha güvenli, daha özgür, daha kaynaşmış, çoluk çocuklarını okutan, işsizliği yenmiş, Türkiye’nin her yerinde hakkı olan hedeflerine ulaşabilmiş vatandaşlar olarak yaşamasını sağlamak için ne gerekiyorsa herkesten çok daha fazla yapmaya hazırız.

 

Bunun için kafa yoran partiyiz. Bunun çözümlerini arayan partiyiz. Yıllardan beri bunun mücadelesini veriyoruz. Önce etnik kimliklerine özgürlük mücadelesini verdik. Şimdi o etnik kimlikleriyle hak ettikleri biçimde Türkiye’nin bütünlüğü içinde yaşayabilmelerini sağlayacak adımları, çözümleri atmak için her türlü çabayı, gayreti sergiliyoruz.

 

Hükümetin müzakere ettiği terörün hedefi bu değildir. Kaynaşma değildir, ayrışmadır.

 

O ayrıştırmak istiyor. Onun amacı bölmek, parçalamak, bu çok açık. Söylemiş, hedeflerini ilan etmiş.

 

Dinimizi ayrı örgütleyeceğiz diyor. Yani ortak önemli bir temelimizi, bir din temelimizi dahi, İslamiyeti dahi ben ayrı örgütleyeceğim diyor. Dini dahi ben milli birliğin, bütünlüğün dışında kullanacağım diyor. Kendi savunma gücümü yapacağım diyor.

 

Sporumu ayrı örgütleyeceğim diyor.   Bunların insan haklarıyla bir ilgisi var mı? Bunun demokrasiyle bir ilgisi var mı?

 

Bu bir tuzak. Bu parçalama tuzağı, bölme tuzağı, ayrıştırma tuzağı. Ve ne yazık ki iktidar buna alet oluyor.

Biz bu gerçeği anlatmaya devam ediyoruz, anlatacağız.

 

Bu tartışmanın temel zafiyeti dürüstlük, açıklık, netlik konusundadır. Bunun derhal ortadan kaldırılması lazım. Gerçeklerin ortaya çıkması lazım, sorunların paylaşılması lazım. Açılım diye milleti aldatma kampanyasına artık bir son vermek lazım.

 

Anaların gözyaşı dinsin söylemiyle bir yere varılmayacağı anlaşılmıştır. Bir yandan Türkiye’yi bölmeye yönelik bir sürecin içinde iktidaer bilinçsiz bir şekilde, sorumsuzca yer alıyor: diğer yandan şehitler vermeye devam ediyoruz. Böyle bir şey olabilir mi? Siz nasıl bunu sürdürebilirsiniz? Nasıl bunu taşıyabilirsiniz?

Karşı taraf “ben silahı bırakmam” diyor. Amacını söylüyor. Milleti ayrıştıracak. “Peki vazgeç silahtan, gel demokratik mücadeleyle bunu yap. Gel o zaman af dahil her şeyi de düşünelim” denildiği halde dahi, “hayır” diyor “ben bunu bırakır mıyım? Şimdi bana vereceğiniz tavizleri bu silahla almış oluyorum. Bakın diz çöktünüz benimle müzakere noktasına geldiniz” diyor. “Neyle geldiğinizi zannediyorsunuz? Silah tehdidiyle geldiniz” diyor. “Bundan sonra gideceğiniz yere de sizi o silah tehdidiyle götüreceğim” diyor. “Şimdi verebileceğinizin azamisini alacağım sizden” diyor. “Vereceksiniz onları” diyor. “Gideceğim yer daha bitmedi. Ben ayrıştırmanın ilk adımlarını attırıyorum size diyor. “İlk adımlarını atıyorsunuz, gerisini daha sonra atacaksınız” diyor. “Ben mecbur edeceğim sizi” diyor.

Hükümet ise, doğrudan veya dolaylı olarak, “Peki peki sen bize biraz zaman ver, bizi idare et. Ne istiyorsun milleti ayrıştırma doğrultusunda? Senin işine yarayacak ne var verelim onları bir iki tane. Ama onu da isteme onu veremem. Görmüyor musun muhalefet itiraz ediyor. bilmem şu kabul etmiyor. Şimdilik bununla idare et” diyerek. Silahla çözüm datmak isteyenlerle müzakere inadını sürdürüyor.

·       İçişleri Bakanı çıkıyor konuşuyor “anayasa değişmez” diyor. “Eğitim birliği değişmez” diyor.

·       DTP, “Dağ fare bile doğurmadı” diyor.

·       Arkasından özel haberler gidiyor. Bugün o çevrelerin çok içinde yaşayan bir gazetecinin yazısından öğreniyoruz. “Aman siz kulak asmayın biz durumu idare etmek için bunları söylüyoruz. Merak etmeyin gerekeni yapacağız” deniliyor.

 

Bu samimiyetsizliğe, bu “milleti aldatma sürecine” artık bir son vermek lazım

 

Yaşanan açılım süreci değil, milleti aldatma sürecidir. Gerçekler ortadadır. Millet aldatılamaz, milleti aldatamazsınız. Bizde izin vermeyeceğiz, millette aldatılmayı kabul etmeyecektir.

 

Başlangıçta, “Elinde silah var, silahı bıraksın diye oturuyoruz” diyorlardı müzakereye. Şimdi ise, “canım silahı bırakmasa da olur” demeye başladılar. 

 

Bu atılan adımların demokratikleşmeyle bir ilgisi yoktur. Dünyada bütün demokratik ülkeler ortada. Demokratikleşme ayrı bir iş. Demokratikleşme milleti bölme işi değildir. Milleti bölme ayrı bir siyasi mücadele konusudur.

Demokratik hak ve özgürlükler, milli birlik ve bütünlük içinde olur.

 

Bugün Avrupa Birliğindeki anlayışa baktığınız zamanda etnik temelde milleti ayrıştırmayı teşvik edecek adımların atılması bir iktidar sorumluluğu olarak ortaya konmuş değildir, böyle bir şey yoktur.

 

E bazı ülkeler bunu istiyor. İster tabi. O ister. Onun istemesi doğaldır. Bunun istiyor olması ayrı bir iştir. Ama demokrasinin gereği değildir, AB’nin gereği değildir. O nedenle bunun demokratikleşmeyle falan ilgisi yoktur. Milleti bölme, demokratikleşme işi değildir.

Keşke Başbakan dudağını uçuklattığını söylediği “1989 Raporumuzu” okumuş olsaydı...

 

Bizim 1989 yılında hazırlamış olduğumuz rapor günümüzde çok ilgi çekti. Daha evvel bu konuda kafa yormayanlar, çaba sarfetmeyenler, ortaya emek koymayanlar şimdi nedense 1989  Raporumuzu hatırlamaya başladılar. Rapor, sayın Başbakan’ında dudaklarını uçuklatıyormuş. Sn. Başbakan’ın Raporumuzu okuduğunu zannetmiyorum, dudakları maşallah hiç öyle uçuklamış gibi gözükmüyor. Sayın Başbakan keşke bu maceraya girmeden evvel bu Raporumuzu okuma zahmetine katlansaydı. 

 

O Raporun birinci hedefi, etnik kimliğe sahip olmayı Türkiye’nin hukuk devlet düzeni içinde meşrulaştırmaya yönelikti. Bunu başardık. Bu amaçla Raporda;

·       “Herkesin etnik kimliğe sahip olması bir temel insanlık hakkıdır; bu, hiçbir şekilde devlete bir tehdit değildir.”

·       “Devlet kimsenin etnik kimliğine bakmaz, görmez.” diyorduk.

 

Ama o raporda söylediğimiz başka bir şey var. Devleti sakın ha etnik kimlikle ilgili görevlerle yüklemeyin, sorumluluklarla yüklemeyin, yükümlü kılmayın. Devlet sakın ha o işe karışmasın diyorduk. Nasıl devlet dine karışmasın deniliyorsa devlet etnik kimlikler işine de karışmasın diyorduk orada.

 

Çok temel bir olay. Şimdi o ihlal noktasına geldiler. Şimdi yapmaya çalıştıkları devleti etnik kimlik konusuna bulaştırmak. Ders verdirerek bulaştırmak.

 

Her isteyen kendi ana dilini öğrenmek için kurslar açabilsin, dershaneler açabilsin, hükümette, yerel yönetimler de buna maddi destek ve imkanlar sağlasın, ama bu kesinlikle devletin görevi haline getirilmesin.

 

Devletin görevi resmi ana dili öğretmektir. Sen daha ana dili öğretmeyi başaramamışsın. Şimdi sana birde etnik dil öğretme görevi vereceğiz. Bunun sonu hüsrandır. Bu milleti ayrıştırmak doğrultusunda en tehlikeli adımın atılmasıdır. Bunlar yanlış işler, bunlar ortada. Ama oraya götürmeye çalışıyorlar.

Bizim milletten bu sürecin saklanmasına yardımcı olmamız sözkonusu olamaz.

 

Mecliste bir gizli oturum yapacakmışız. Kimden gizli olacak? Yani PKK’dan mı gizli olacak? İmralı’dan mı gizli olacak? Kandil’den mi gizli olacak? Nereden gizli olacak? Milletten gizli olacak. Çünkü aldatmanın hedefi millet. Milleti nasıl aldatacaksın? Bilgi verme işini yönlendirerek, tutarak. Bazen birini, bazen öbürünü vererek, bazen saklayarak yapacaksın.

 

Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak biz bu gizli oturumu kabul etmiyoruz.

 

Hükümet bu konuda ne biliyorsa, ne yapacaksa açıkça çıksın söylesin. Millete söylesin. Millete tuzak kurulmasına biz alet olmayız.

Başbakan yanlış yoldadır. Çok tehlikeli bir istikamete girmiştir. Bu Türkiye’ye çok ciddi zarar vermeye başlamıştır.

 

Terör artık siyasallaşmıştır. Terör muhatap haline gelmeye başlamıştır. Terör, olayın bir parçası olarak görülmektedir. Terör bir mücadele hedefi olmaktan çıkıp bir müzakere hedefi haline dönüşmeye başlamıştır.  

 

Bir yandan terör can almaya devam edecek, diğer yandan hükümet terörün sorumlularıyla, terörü gerçekleştirenlerle bir uzlaşma sağlamak için çalışma yürütülecek. Bu da gizli kapaklı bir süreç olacak. Ne olduğunu bilmeyeceğiz.

 

Böyle bir maskaralık olamaz. Hükümet çok tehlikeli bir sürecin içindedir. Biran önce kendisini o sürecin dışına çıkarmalıdır. Yaptığı iş hiçbir biçimde kabul edilemez.

Biz CUMHURİYET HALK PARTİSİ olarak bu yıkıcı gidişata hiçbir şekilde bulaşmayacağız.

 

Bunu önlemek için gerçekleri milletimize anlatacağız, görevimizi yapacağız. Hiçbir zaman bu Türkiye’ye zarar veren yolculuğunda Başbakanla yol arkadaşı olmayacağız. Bunu herkesin çok iyi bilmesi lazımdır. Ve hiçbir zaman Cumhuriyet Halk Partisinin lekesiz siyasi kimliğinin bu karışık sürece bulaştırılmasına fırsat vermeyeceğiz. Başbakan biran önce bu gidişi değerlendirmelidir, yaptığı yanlışları görmelidir ve bu sürece biran önce son vermelidir.

 

Başbakan ‘risk alırım’ diyor. Ancak bilmelidir ki, “aldığı risk ülkenin, milletin riskidir”

 

Başbakan sık sık her türlü riski almaya hazırım diyor. Bir defa Başbakanın kendisi için alacağı riskler bizi ilgilendirmez. Ama Başbakan sadece kendisi için risk almıyor, millet için risk alıyor. Ve buna hakkı yok.

 

Yani milletin riske girmesine yol açıyor. Milli birliğimizin riske girmesine yol açıyor ve bundan da en büyük zararı görecek olan Türkiye’de toplumun bir parçası olarak hayatını güvenceye almış olan Kürt kökenli insanlarımız.

 

Milyonlarca Kürt kökenli insanımız Türkiye’de bu tartışma olduğu zaman tedirginliğe girmiştir, sıkıntı başlamıştır. Herkes rahatsızlanmaya başlamıştır. Böyle bir derdi yok Türkiye’nin. Kürt kökenli insanlarımızın ezici çoğunluğunda yok, Kürt kökenli olmayan vatandaşlarımızın da böyle bir sorunu yok. Kardeşçe yaşıyoruz, yaşamaya devam edeceğiz.

 

Şimdi nifak sokuldu araya. Nifak sokuldu, fitne sokuldu. Ne yapacak? Acaba elinde silahı olan Kürt kökenli insanların dayattığı istikamete mi gideyim, yoksa burada mı kalayım. Ne hakkınız var insanları bu acıya sürüklemeye, bu ızdırabı yaşatmaya? Onları bölmeye ne ihtiyacı var Türkiye’nin? Ne kadar yanlış.

 

Gencecik çocuk çıkıyor diyor ki “benim liderim Apo”. Sizin lideriniz de Atatürk. Milli eğitimin içinde yetişmiş bir çocuk. Bu süreç, kendisini neyazık ki buraya getirdi. Türkiye’yi buraya getirdi. Bunlar, televizyonda konuşulur hale geldi. Konuşulan her söz Türkiye’yi çok ciddi bir şekilde sarsıyor, yaralıyor. Kürt kökenli insanlarımızı da yaralıyor. O da kendini sorguluyor. “Ya, o çocuk mu haklı ben mi haklıyım. Ben Atatürk’ü liderim diye kabul ediyorum, Kürt kökenliyim. Ama ne olmuş ben burada huzur içinde yaşıyorum. O çocuk böyle diyor eyvah. O mu doğru,  bu mu doğru?”

 

Buna ülkemizin hiç ihtiyacı var mı? Kim açtı bunları? Bunları Başbakan açtı Bu süreci o açtı. Çok yanlış, çok tehlikeli. 

Çıkış yolu bizim söylediğimizdir. Kimliklerimize saygı talep ederek kaynaşacağız. Kimliklerimizi özgürce yaşayarak, hepimiz bütünleşeceğiz.

 

Ülkemizde bu acıları, bu ızdırapları yaşayan bir sürü kesimi var Türkiye’nin. Türkiye’nin Alevileri az mı acı çekti? Az mı şikayetleri var? Ama hiçbir zaman kendilerini bu milli bütünlüğün dışında algılamadılar.  Aleviler çıktılar, “kesinlikle bunu reddediyoruz. Biz azınlık değiliz, bu milletin bir parçasıyız” dediler.

 

Kürt kökenli insanlarımızın ezici çoğunluğu da kendini büyük milli birliğin parçası olarak düşünüyorlar. Bunu biliyoruz, bu çok net.

 

Onların huzurunu niye bozuyorsun Sayın Başbakan? Niye bozuyorsun onların huzurunu?

Niye onları bir etnik kimlik temelinde ayrışma konusunda baskı altına alan adımları atıyorsun? Çok yazık, çok acı. Risk alıyormuş. Kendin için istediğin riski al. Ama milleti riske sokuyorsun.

 

Milleti riske sokmasına izin vermemek lazımdır. Bu konuda da görev hepimizindir.

 

 

BENİM “NOTUM”:   Herkes bilmelidir ki, 2010 yılında iç ve dış odaklar tarafından, CHPnin kurumsal kimliğine yönelik gerçekleştirilen DERİN KOMPLOnun temel nedeni;

Genel Başkan Deniz BAYKALın, tüm siyasi yaşamında (1 Mart 2003 Tezkeresinin reddi, Ülke bütünlüğü  ve halkımızın birliğinin korunması ve  terörle kararlı mücadele) süreçlerinde  sergilediği ONURLU, KARARLI DEVLET ADAMLIĞIDIR, GERÇEK YURTSEVER KİMLİĞİDİR... (Algan Hacaloğlu-İstanbul- 16 Mart 2016)


 

 

 
 

İzlenme: 3483 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ