• DOLAR 3,5056 TL
  • EURO 4,1709 TL
  • Altın 146,5154 TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

Ermeni Propagandası

Onur Öymen

Onur Öymen

E-Posta : ooymen@hotmail.com

                       

Ermeni sorunun köklerini araştırmak için 19. Yüzyılın ortalarına kadar gitmek gerek. 1856 yılında ilan edilen Islahat Fermanından sonra Müslüman olmayan nüfus, Müslümanlarla eşit haklara kavuşmuştu. 19. yüzyıl sonlarında Hıristiyanlara da oy verme hakkı tanındı. Bu arada Ermeniler devlet yönetiminde önemli görevler üstlenmişlerdi. Padişahın şahsi servetini yöneten Hazine-i Hassa Nezaretini, 1880 ile 1908 arası 28 yıl boyunca, sırasıyla Hagop Paşa Kazazyan, Mikael Efendi Portakalyan ve Ohannes Sakız Efendiler üstlenmişlerdi. İkinci Meşrutiyet döneminde Krikor Sinapyan, Oskan Mardikyan, İstanbulyan ve Hallaçyan Efendiler Nafıa, Orman ve Maadin, Posta ve Telgraf ve Ticaret Nezaretlerinde bulunmuşlardı. 1912 yılında Dışişleri Bakanlığı makamında Kapriyel Noradunkyan isimli bir Ermeni görev yapmıştı.

rn

1876’da Anayasanın ilanıyla birlikte oluşturulan Osmanlı parlamentosunda toplam 46 gayrı Müslim milletvekili vardı. Bunlardan 9’u Ermeni’ydi. 1908’de İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra kurulan Mecliste 11, 1914’deki Mecliste de 12 Ermeni milletvekili görev yapıyordu.

Osmanlı İmparatorluğun 7 Ermeni Büyükelçi ve üst düzeyde 41 Ermeni subay görev yapmıştı. Yani Ermeniler toplumdan dışlanmamış, hatta itibar görmüştü. Böyle bir toplumda Ermenilere soykırım yapılması düşünülebilir miydi?

İstanbul’da bu olumlu hava yaşanırken Doğu’da bazı Ermeni gruplar Rusya’nın Kafkasya’ya yayılma politikalarına destek oluyorlardı.

Rusya daha 18. Yüzyılın sonlarından itibaren Kafkaslara yayılma yolunda adımlar atmıştı. 1800 yılında Gürcistan Krallığı’nı kendi topraklarına katmış, 1804 ve 1829 yıllarında da İran’a ve Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaşmıştı. Rusya 1804 ve 1829 yılarında silahlı yerel Ermeni güçlerinin yardımıyla Ermenistan ve Azerbaycan’ı ele geçirmişti.1855 ve 1877 yıllarında Rus birlikleri Anadolu topraklarını işgale başladıklarında Ermenilerden destek görmüştü. Yapılan barış antlaşmaları sonucunda Ruslar Anadolu’daki bazı toprakları terk edip çekilirlerken on binlerce Ermeni de onlarla birlikte Anadolu’dan Kafkasya’ya geçmişti. 1878 yılında yapılan San Stefano, sonra da Berlin Antlaşmasıyla Rusya Kars, Ardahan ve Batum’u almıştı ama Ermenilerin beklentileri  karşılanmamıştı. İstanbul’daki Ermeni Patriği Nerses’in bağımsız bir Ermenistan kurulması için yaptığı girişimlere Rusya’dan olumlu cevap alınamamıştı.

İşte o tarihlerde Ermeniler şiddet hareketlerine başvurarak büyük devletlerin dikkatini çekmeye ve bağımsızlık hedeflerine bu yolla ulaşmaya çalıştılar. Ermenilerin bu şiddet eylemlerine Anadolu’da görev yapan Amerikalı Misyonerler de destek olmuştu.

1865 yılından sonra misyonerler yetenekli gördükleri Ermeni gençlerine burs vererek onların Amerikan Üniversitelerinde eğitimini sağladılar. Bunların bir bölümü Amerikan vatandaşlığına geçirildi ve Türkiye aleyhindeki propagandalarda kullanıldı.

1886 yılında ilk Amerikan konsolosluğu Sivas’ta açıldı. Görevlerinden biri Ermenilerin haklarını korumaktı. 1900 yılında bir Konsolosluk da gene Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları Harput’ta açıldı.

Ermeni propagandaları Amerika’da sonuç vermeye başlamıştı. Amerikan Senatosu 3 Aralık 1895 tarihinde Sasun’daki Ermeni ayaklanmasını bahane ederek Osmanlı İmparatorluğunu kınayan bir karar kabul etti. 1896 yılında da Ermeni propagandasının etkisiyle Amerikan Temsilciler Meclisi ve Senatosu Türkiye’yi kınayan benzeri kararlar aldı.

1860’lı ve 1870’li yıllarda şiddet yoluyla bağımsızlığa ulaşmak isteyen Ermeniler İstanbul’da ve Doğu Anadolu’da örgütlenmişlerdi. 1887 yılında Cenevre’de Kurulan Hınçak Partisinin programında hedeflerine terör yoluyla varmayı amaçladıkları belirtiliyordu. Ermeni örgütlerinin en etkilisi 1890 yılında Tiflis’te kurulan Taşnak Partisi oldu. Bunların hedefi Osmanlı topraklarına sokacakları çeteciler ve silahlarla Osmanlı Devletinin binalarını, kuruluşlarını ses getirecek eylemlerle bombalamaktı. Bu derneğin üyelerinden biri Robert Kolej’in kurucusu Hamlin’e şöyle diyordu: “Hedefimiz Türkleri ve Kürtleri öldürmek, onların köylerini yakmak sonra da kaçarak dağa çıkmaktır. Bu saldırılara tepki olarak Müslümanlar da masum Ermenilere saldıracak ve onları barbarca katledecektir. Rusya bu saldırılara tepki olarak insanlık ve Hıristiyanlık namına müdahale edecek ve Ermenilerin yaşadıkları bölgeleri ele geçirecektir.

1894 yılında bu plan yürürlüğe konuldu. Sasun bölgesindeki Hınçak çeteciler önce Osmanlı vergi memurlarına ve diğer devlet görevlilerine saldırdılar. Osmanlı Hükümeti bu çetelerin üzerine asker gönderince de dağlara doğru kaçtılar ve yolarının üzerindeki Türk köylerini basarak çok sayıda Türkü öldürdüler. 1895 yılında bu defa Zeytun bölgesinde Hınçak Partisi bir saldırı düzenledi. Bir yıl sonra Van’da bu defa Armenakan Partisi bir ayaklanma başlattı. Orada da her iki taraftan çok sayıda insan öldü. Ermeni çeteciler çok ses getirecek başka eylemlere de giriştiler. İstanbul’da Osmanlı Bankasını bombaladılar. Şehrin başka yerlerinde de bombalar patlattılar.

Aynı yıllarda İngiltere ve Rusya Osmanlı devletini Ermenilere zulüm yapıldığı iddiasıyla kınadı. Bu arada Amerikan basınında Türkleri şiddetle suçlayan ve Ermenileri destekleyen çok sayıda yazı çıktı. Amerika’ya yerleşen Ermeniler orada güçlü bir lobi oluşturmuşlardı.

1914 yılının Haziran ayında Washington’a atanan Büyükelçi Ahmet Rüstem Bey’in karşılaştığı en önemli sorunlardan biri Amerikan basınındaki Ermeni propagandalarıydı. Ermeni propagandasının arkasında İngiltere Hükümeti ve onun Türkiye aleyhtarı propagandalarını yönlendiren İngiliz Propaganda Bakanlığı’nın Washington’daki temsilciliği vardı. Fransa da bu çabaları destekliyordu.

Washington Büyükelçimiz Ahmet Rüstem Bey 8 Eylül 1914 tarihinde Evening Star gazetesine bir demeç vererek Ermenilerin Hıristiyan oldukları için değil devlete karşı ayaklandıkları için cezalandırıldıklarını söyledi. Büyükelçi sert bir dil kullanarak İngiltere’yi ve Fransa’yı kınadı. Amerikalıların da bazı ülkelerdeki halka yaptıkları kötü muameleleri hatırlattı. Başkan Wilson bu açıklamaya tepki gösterdi. Büyükelçi baskılar karşısında geri adım atmadı, sözlerinin arkasında durdu ve özür dilemedi. Durumu Hükümetine bildirdi ve 15 gün sonra Amerika’yı terk etti. Ahmet Rüstem Bey Türk diplomasi tarihine şerefli bir isim bıraktı.

Savaş başladıktan sonra Amerika’daki Ermeni propagandası hızlanarak devam etti. İngilizler Ermeni iddialarını abartarak Amerikan kamuoyunda Türklere karşı nefret duyguları yaratma çabalarını sürdürüyor ve bu yolla Amerika’yı savaşa girmeye ikna etmek istiyorlardı. Bu arada İstanbul’daki Amerikan Büyükelçisi Morgenthau da Türklerin Ermenilere katliam yaptığı yolunda iddialar içeren raporlarını Washington’a gönderiyordu. 1918 yılından itibaren “Near East Relief” isimli Amerikan yardım kuruluşu Ermenilere büyük maddi destek sağladı.

O yıllarda İstanbul’daki işgal kuvvetlerinin baskısı üzerine çok sayıda suçsuz ve namuslu devlet görevlisi Nemrut Mustafa Divanında yargılandı. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’le Urfa Mutasarrıfı Nusret bey gibi yüksek devlet memurları haksız yere idam edildiler.Bu mahkeme Mustafa Kemal Paşayı ve arkadaşlarını 11 Mayıs 1920 tarihinde gıyaplarında idam kararına çarptıran mahkemedir.

Savaş yıllarında misyonerlerin yazdıkları  raporlarına bakılacak olursa sadece Türkler Ermenileri öldürmüş, Ermenilerse Türklere hiçbir şey yapmamış, kimseyi öldürmemişlerdir. İngiliz Propaganda Bakanlığı’nın öncülüğünde yayınlanan Mavi Kitap’ta bu asılsız iddialara yer veriliyordu. Oysa o tarihlerde Ermeniler çok sayıda Osmanlı subayını öldürmüş, Osmanlı ordusunun ikmal ve ulaşım yollarını kesmiş, bazı Osmanlı şehir ve kasabalarını ele geçirmeye çalışmış, Van’da ve başka yerlerde Türkleri kitlesel olarak imha etmişler, bir milyondan fazla Müslümanı göçe zorlamışlardı. Devletin arşivlerindeki bilgilere göre Ermenilerin öldürdüğü Türklerin sayısı 500,000’i aşıyordu.

Yazdığı tek taraflı raporlarla Ermenilerin propagandalarının  yayılmasına ve etkili olmasına  yardımcı o Amerika’nın İstanbul BüyükelçisiHenry Morgenthau Lozan Antlaşmasından sonra The New York Times gazetesinde yayınlanan bir makalesinde şunları yazıyordu: “400 yıldır Türkleri Avrupa’dan kovmak için çaba harcayan Avrupalılar için Lozan çok acı bir ders olmuştur. Türkleri yola getirmenin tek yolu onlara karşı silaha başvurmaktır.

O yıllardan beri Amerika’da sürüp gelen Ermeni propagandalarına ve soykırım iddialarına karşı 69 Amerikalı bilim adamı 19 Mayıs 1985 tarihinde bir bildiri yayınladı. Basında da yer alan bu bildiride ABD Temsilciler Meclisinde hazırlanan ve Ermeni tezlerine haklılık verecek bir nitelik taşıyan 192 sayılı tasarı eleştirilmekte ve soykırım sözcüğünün kullanılmasına itiraz edilmekte, ilgili ülkelerin arşivleri açılmadan o tarihlerde olup bitenler hakkında tam bir kanaate varılamayacağı kaydedilmektedir. Temsilciler Meclisinin 192 sayılı kararının Türkiye hakkında adaletsiz yargılara varılmasına yol açabileceği vurgulanmakta, tarihsel bir soruna yasa yoluyla karar vermeye çalışmanın yanlışlığına değinilmektedir. Bildiride son olarak “Tarihsel olarak şüpheli varsayımlara dayalı böylesine bir karar sadece dürüst tarihsel araştırmaya zarar verir ve Amerikan yasama sürecinin güvenilirliğini sarsar” ifadelerine yer verilmektedir. 

Bu bildirinin altında Heath Lowry, Bernard Lewis, Justin McCarthy, Dankwart Rustow, Pierre Oberling, Stanford Shaw gibi dünyaca tanınan saygın bilim adamlarının imzaları da bulunmaktaydı.

Ermeni Propagandalarına en etkili cevap 1923 yılında Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni’den gelmişti. ,1923 yılında Taşnak Partisinin kongresinde yaptığı konuşmada Ermenilerin başlarına gelen felaketlerin başlıca sorumlusunun doğrudan doğruya Taşnak Partisi olduğunu söyledi.

Buna rağmen Ermeniler Türkiye aleyhindeki yanıltıcı propagandalarını hala sürdürüyorlar. Türk diplomatları bu propagandalara karşı uzun yıllardan beri büyük bir mücadele sürdürmektedirler. 1971 yılında Fransızlar Marsilya’da Ermeni soykırımı anıtı dikmesine Paris Büyükelçimiz Hasan Esat Işık sert tepki gösterdi. Derhal görevinden ayrılıp Ankara’ya döndü.

Türkiye’nin 1974 yılında yaptığı Kıbrıs harekâtından sonra Rum, Kürt ve Ermeni terör örgütleri arasında yakın bir işbirliği oluştu. Bu işbirliğini değerli gazeteci Uğur Mumcu ayrıntılı biçimde yazmıştı. Ermeni Asala örgütünün militanları 1975 yılının başından itibaren Türk Büyükelçilerini, diplomatlarını ve Büyükelçilik çalışanlarını şehit etmeye başladılar. Önce Viyana Büyükelçimiz Daniş Tunalıgil, onun arkasından Paris Büyükelçimiz İsmail Erez katledildi. Fransa’da çok sayıda ASALA teröristlerinin saldırısı oldu. Bütün dünyada öldürülen Büyükelçi ve diplomat sayısı 40’ı geçti.

Ermenilerin soykırım iddialarına  itibar eden 20 civarındaki ülkenin parlamentosu bu yolda oy kullandı ama savaş yıllarında ve sonrasındaki gerçekleri en iyi bilecek durumda olan İngiltere’nin Devlet Bakanı Barones Ramsey of Cartvale, 14 Nisan 1999 tarihinde İngiltere Hükümeti adına yaptığı açıklamada şöyle diyordu: “Osmanlı İdaresinin Ermenilerin yok edilmesi kararını kanıtlayacak bir belgenin yokluğu nedeniyle İngiliz Hükümetleri 1915 ve 1916’daki olayları soykırım olarak tanımamaktadır…Bizce 80 yıl önce cereyan etmiş olayların bugünkü hükümetler tarafından değerlendirilmesi uygun değildir. Zira bu olaylar hukuki ve tarihi tartışmalardır.” İngiliz Bayındırlık ve Çevre Bakanı Beverly Hughes da 24 Ocak 2001 tarihinde İstanbul’da gazetecilere verdiği demeçte şöyle diyordu: “Bir süre önce İngiltere Hükümeti Ermeni iddiaları konusunda sunulmuş olan delilleri gözden geçirdi. 1915 ve 1916’da meydana gelmiş olan olayların belgelerini inceledi. Bu olayların Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış olan soykırım tanımlamasına uymadığına karar verdi. Bu İngiliz Hükümetinin tutumudur ve değişmeyecektir.

Savaş yıllarında Ermeni konusunda Türkiye’ye karşı en aşırı propagandaları yapan İngiltere’nin şimdi sergilediği bu yaklaşım dikkat çekicidir.

Buna karşılık Fransa Parlamentosunda 2001 yılında bir soykırım yasası kabul edildi. 2006 yılında da soykırımı inkar edenlerin para ve hapis cezasına çarptırılmasını öngören bir yasa tasarısı  Mecliste kabul edildi ancak Senatoda reddedildi. Ancak, birkaç yıl sonra, Sarkosy’nin Cumhurbaşkanlığı sırasında ve onun ısrarıyla benzeri bir tasarı hem meclisten hem de Senatodan geçti. Bu defa da yeterli sayışa milletvekili ve senatör bu tasarı aleyhinde Yüksek Mahkemeye başvurdular. Yüksek mahkeme yasayı iptal etti. Birkaç yıl sonra aynı nitelikte bir yasa hem Meclisten hem de Senato’dan geçti ama Yüksek Mahkeme tarafından iptal edildi.

Fransız Sosyalist Partisinin o zamanki Birinci Sekreteri François Hollande ile Fransa’yı ziyaret eden Ermeni Taşnak Partisi Başkanı Murad Papazyan 3 Haziran 2004 tarihinde yaptıkları açıklamada Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyeliğini Ermeni soykırımı iddialarının kabulüne bağlayan ifadelere yer verdiler. Yani bu bildiriye göre Türkiye soykırım iddialarını kabul etmezse AB’ye üye olamayacaktı.

Öte yandan diplomatlarımızı öldürdükten sonra Ermenistan’a yerleşen ASALA teröristlerinden hiçbiri yakalanıp yargılanmadı ve cezalandırılmadı.

Bazı büyük devletlerin önerisi sonucunda Türkiye, Ermenistan’la Cenevre’de yaptığı gizli görüşmelerden sonra iki protokol imzaladı. Bu protokollerde özetle Türkiye’yle Ermenistan arasındaki sınırın açılması ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin başlaması öngörülüyordu. Protokollerde Türkiye’nin uzun yıllardan beri dış politikasının önemli belgelerinden biri olarak kabul ettiği Kars Anlaşmasından söz edilmemekte, Yukarı Karabağ sorunun çözümüne değinilmemekte ve Ermenilerin sözde soykırım iddialarını sona erdireceklerine dair bir ifade yer almamaktaydı. Metinde yer alan bazı muğlak ifadelerin Ermenistan açısından ne anlama geldiği Ermenistan Anayasa Mahkemesinin aldığı bağlayıcı bir kararla yorumlandı. Bu karar, Ermenistan’ın protokolleri Türkiye’nin beklediği biçimde yorumlamasının önünü de tıkamış oldu.

Azerbaycan Hükümetiyle Türkiye’deki muhalefet partileri bu protokollere tepki gösterdi. Başbakan da Yukarı Karabağ sorunun çözümünü şart gördüklerini açıkladı. Neticede protokoller TBMM tarafından onaylanmadı ve dolayısıyla yürürlüğe girmedi.

Ermenilerin hala Türkiye’ye karşı izledikleri suçlayıcı politikaların arkasında büyük ölçüde kendi suçlarını gizleme çabası olduğu anlaşılmaktadır. Ermenistan, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından kısa bir süre sonra başlayan çatışmaların sonucunda Yukarı Karabağ dahil Azerbaycan topraklarının % 20’sini işgal ettiler ve 1 milyon Azeri’yi göçmen durumuna düşürdüler. Yukarı Karabağ bölgesi kendini bağımsız bir cumhuriyet olarak ilan etti. Ermenilerin yaptığı Hocali katliamında  yüzlerce Azeri hayatını kaybetti.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yapılan oylamada bu toprakların Azerbaycan’a ait olduğu teyit edildi ve yabancı ülkelerin askerlerinin bu topraklardan çekilmesi istendi.  Yukarı Karabağ sorunun çözümüyle görevlendirilen MİNSK grubunun liderleri Amerika, Fransa ve Rusya bu oylamada olumsuz oy kullandılar. Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün korunamaması uluslararası toplumun ayıbıdır.

Türkiye, Ermeni propagandasıyla mücadele ederken sadece geçmişle ilgili olarak kendisine yöneltilen suçlamalara cevap vermekle yetinmemeli, Ermenilerin yaptıkları insanlık dışı eylemlerim de her vesileyle dile getirmelidir.  

 

İzlenme: 620 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ