• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

10 Kasım'ın Düşündürdükler

Onur Öymen

Onur Öymen

E-Posta : ooymen@hotmail.com

 Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük komutan, büyük devlet adamı, büyük devrimci Atatürk’ü, aramızdan ayrılışının 80. yılında  bir kere daha özlemle, şükran ve minnet duygularıyla anıyoruz.

 

Mehmet Ali Birand bir 32. Gün programına bana şöyle bir soru sorarak başlamıştı: “Kemalizm öldü mü?”

 

Kendisine “Kemalizm’in ölmesi için aklın ve bilimin ölmesi gerekir,” dedim.

 

Gerçekten Atatürk milletimiz için en önemli rehberin akıl, bilim ve fen olduğunu her vesileyle dile getirmişti. Atatürk “İlim ve fen neredeyse oradan alacağız ve her vatandaşın kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur” diyordu.

 

Atatürk çığır açan bir liderdi. Devletin başındaki padişahın mutlak otoritesine ve şeriat düzenine dayanan Osmanlı İmparatorluğu’nun yerine millet iradesine dayanan çağdaş, demokratik ve laik bir Cumhuriyetin kurulması Atatürk’ün en büyük devrimiydi.

 

Artık egemenlik bir şahsın değil, kayıtsız şartsız milletin olacaktı.

 

“Türkiye Büyük Millet Meclisi yalnız ve yalnız milletindir. Milletin seçtiği milletvekillerinden oluşur. Bu Meclis yalnız ve yalnız milletin emrine uymak zorundadır. İsmi ve makamı ne olursa olsun millet bu hakkını bir şahsa tevdi ve teslim edemez.”

 

Atatürk’ün yargı bağımsızlığı konusundaki düşünceleri de şöyleydi:

 

 “Milletlerin yargı hakkı, bağımsızlığının birinci şartıdır. Adalet erki bağımsız olmayan bir milletin devlet halinde mevcudiyeti kabul olunmaz.”

 

Atatürk halkın büyük saygısını ve güvenini kazanmıştı. Bunun sırrı neydi? O bunu şöyle açıklıyordu: “Korku üzerine hakimiyet bina edilmez. Ben kalpleri kırarak değil, kazanarak hükmetmek isterim.”

 

Atatürk medeniyet anlayışını ise şu sözlerle özetlemişti:

 “Memleketler çeşitlidir, fakat medeniyet birdir ve bir milletin gelişmesi için bu yegane medeniyete iştirak etmesi lazımdır. Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü batıya karşı elde ettiği zaferlerden çok mağrur olarak kendisini Avrupa milletlerine bağlayan bağları kestiği gün başlamıştır. Bu bir hataydı. Bunu tekrar etmeyeceğiz.”

 

Atatürk milli mücadelenin emperyalizmin zulmü altındaki milletlere de bir çıkış yolu gösterdiğini düşünüyordu. O şöyle diyordu: “Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün Şark milletlerinin uyanışlarını da öyle görüyorum. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün manilere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istikbale ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletlerarasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hakim olacaktır.”

 

Atatürk’ün üstün nitelikleri ve önder kişiliği Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kuruluşu UNESCO tarafından da kabul ve ilan edilmişti.

 

Gerçekten UNESCO  100. Doğum Yıldönümü nedeniyle 1981 yılının bütün dünyada, "Atatürk Yılı" olarak kutlanmasını kararlaştırmıştı. Bu uygulama, dünyada ilk ve tektir.

 

UNESCO Genel Kurulunun 27 Kasım 1978 tarihinde oybirliğiyle aldığı kararda aynen şunlar yazılıyordu: “Atatürk kimdir; Atatürk uluslararası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkılapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı gözetmeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu.”

 

Atatürk döneminin ünlü gazeteci ve aydınlarından Zekeriya Sertel ‘Hatıralarım’ isimli kitabının bir bölümünde, eşiyle birlikte Atatürk’ün cenazesini izlerken aklından geçenleri şöyle anlatır: “Sağlığında biz bu adama karşı hürriyet ve demokrasi savaşı yapmıştık. Çünkü o vakit ormanın içindeydik. Ağaçları görüyorduk, ama ormanı bütün büyüklüğüyle göremiyorduk. Şimdi, geçenleri daha aydın görebiliyordum. Atatürk memleketin sosyal, siyasal ve ekonomik hayatında büyük devrimler yapmıştı. Halifeliği ve padişahlığı yıkmış, yerine bir cumhuriyet rejimi getirmişti. Halkın sosyal hayatında ve geleneklerinde birçok esaslı değişiklikler yapmıştı. Şapka ve yazı devrimleri, tekkelerin ortadan kaldırılması, birçok kötü geleneklerin yıkılması bazı kimseleri tedirgin etmişti. Emperyalistler de memleket içinde isyanlar çıkarmışlardı. İstanbul'da bütün halifeci, padişahçı ve gerici basın, Atatürk'e karşı yaylım ateşi açmıştı... Atatürk iç ve dış düşmanlara karşı ihtiyatlı ve tedbirli bulunmak ihtiyacındaydı. Böyle olmakla beraber kişi yönetiminden çok meclis egemenliğine, yani halk egemenliğine önem verdi... Günün koşullarının elverdiği ölçüde hür bir rejim kurdu. Biz eleştirilerimizi özgürce yapabildik. Nazım Hikmet en devrimci şiirlerini onun döneminde yazdı. Bugün memlekette ilerici kuvvetler Atatürk ilkelerine dayanarak savaşabiliyorlar.


Onun için Atatürk dün de büyüktü, bugün de büyüktür, yarın da büyük kalacaktır. Biz, uğrunda savaştığımız özgürlük ve demokrasiye ancak onun açtığı yoldan ulaşabiliriz.”

 

Ölümünden 80 yıl sonra hala ulusumuza bir kutup yıldızı gibi yol gösteren Atatürk’ün düşüncelerinin rehberliğinde, onun yolundan gidenlere, onun ışığını gelecek kuşaklara taşımaya çalışanlara ne mutlu... O’nun ülkemiz ve milletimiz için yaptıklarını, eserlerini ve geleceğe yönelik hedeflerini hala anlayamayanlara ne yazık...



 

İzlenme: 211 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ANKARA - HAVA DURUMU

ANKARA

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ