• DOLAR 3,9153 TL
  • EURO 4,6553 TL
  • Altın 162,9933 TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

19 Mayıs düşünceleri

Onur Öymen

Onur Öymen

E-Posta : ooymen@hotmail.com

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını coşkuyla kutluyoruz. Samsun’da başladığı ulusal egemenliğe dayalı milli mücadelenin sonucunda Türkiye’yi özgürlüğe,  bağımsızlığa ve çağdaş demokrasiye kavuşturan Büyük Atatürk’ü saygıyla ve şükranla anıyoruz.  

Atatürk Samsun’a çıktıktan kısa bir süre sonra gittiği Erzurum’da  7-8 Temmuz 1919 gecesi  yakın çalışma arkadaşı Mazhar Müfit Kansu’ya hedeflerini şu şekilde yazdırmıştı:

Bir, zaferden sonra hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır.

İki, Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır.

Üç, tesettür kalkacaktır.

Dört, Fes kaldırılacak, şapka giyilecektir.

Beş,  Latin harfleri kabul edilecektir.

 

İşte bu hedeflerle yola çıkan Atatürk, devletin sorumluluğunu üstlendiği yıllarda ülkemizi demokrasiye ve  çağdaş uygarlık düzeyine yükseltmek için tarihe damgasını vuran devrimler yapmış, attığı adımlarla ülkemizin menfaatlerini en yüksek düzeyde korumuştur.

Bugün maalesef bazıları, Atatürk’ün sorumluluk taşıdığı 1930’lu yılları kötülemeye çalışıyorlar. Oysa o yıllar Türkiye’nin altın yıllarıydı.

1930’lu yıllarda sağlanan bazı başarılar özetle şunlardır:

Mustafa Kemal'in önerisi ve onayıyla Ali Fethi Bey,  Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu (12 Ağustos 1930). Böylece çok partili rejime geçme yolunda önemli bir adım atıldı.

1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile kadınların, önce Belediye seçimlerine sonra köylerde muhtar olma ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanındı.  5 Aralık 1934’de Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile Kadınlara, Fransa’dan 11 yıl önce  milletvekili seçme ve seçilme hakkı da  tanındı.

Soyadı Kanunu çıkarıldı ( 21 Haziran 1934).

Laiklik ilkesinin anayasaya girdi. ( 5 Şubat 1937)

Bu ve benzeri adımların atılması üzerine Fransa’nın eski Başbakan ve Meclis Başkanlarından Eduard Herriot, Tekin Alp’in Kemalizm adlı  kitabına yazdığı önsözde  Atatürk’ün demokrasi şampiyonu olduğunu ifade etti.

Gene 1930’lu yıllarda dış politika alanında önemli adımlar atıldı.

Türkiye Milletler Cemiyeti’nin daveti üzerine bu örgüte üye oldu. (18 Temmuz 1932)

20 Temmuz 1936'da Bulgaristan, Fransa, Büyük Britanya, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye tarafından imzalanan yeni Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye'nin kısıtlanmış hakları iade edildi ve Boğazlar bölgesinin egemenliği Türkiye'ye geçti.

9 Şubat 1934 tarihinde Atina'da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Paktı  imzalandı

 8 Temmuz 1937'de Tahran'da Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Sadabat Paktı denilen dörtlü saldırmazlık paktı imzalandı.

23 Haziran 1939'da Fransızlarla Ankara'da yapılan anlaşma ile Hatay anavatana katıldı.

Venizelos, 12 Ocak 1934 tarihinde Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne aday gösterdi.

Gene 1930’lu yıllarda büyük bir eğitim hamlesi gerçekleştirildi.

Hemen hemen hiç dış borç almadan büyük sanayi tesisleri kuruldu, hızlı bir kalkınma süreci başlatıldı. Türkiye Demirağlarla örüldü.

O dönemde basına getirilen bazı kısıtlamalar nedeniyle eleştirilerde bulunan ünlü  gazeteci Zekeriya Sertel , Atatük’ün ölümünden sonra o dönemi  şöyle değerlendirdi:

“Atatürk’ün cenaze törenini izlerken vicdanımla bir hesaplaşma gereğini duydum. Sağlığında biz bu adama karşı demokrasi ve özgürlük savaşı yapmıştık. Onu demokrasi ve hürriyet getirmediği için adeta suçlu sayıyorduk. Çünkü o vakit ağaçların içindeydik, ormanı göremiyorduk. Şimdi geçenleri daha aydın görebiliyorum. Atatürk memleketin sosyal, siyasal ve ekonomik hayatında büyük devrimler yapmıştı. Halifeliği ve Padişahlığı yıkmış yerine bir cumhuriyet rejimi getirmişti. Halkın sosyal hayatında ve geleneklerinde birçok esaslı değişiklik yapmıştı. Bu devrimler bazılarında hoşnutsuzluk yaratmıştı. Halife ve Padişahtan yana olanlar ona cephe almışlardı. İttihatçılar ona karşı suikast tertiplemişlerdi. Emperyalistler de memleket içinde isyanlar çıkartmışlardı. İstanbul’da bütün Halifeci, Padişahçı ve gerici basın Atatürk’e karşı yaylım ateşi açmıştı. Atatürk kişi egemenliğinden çok Meclis egemenliğine, yani halk egemenliğine önem verdi. ...yumuşak, sevimli ve akıllı bir otorite kurdu. Bu otorite diktatörlükte olduğu gibi korkuya değil, sevgiye dayanıyordu. Onun için bizim istediğimiz kadar değilse de gene de günün koşullarının elverdiği ölçüde hür bir rejim kurdu. Biz eleştirilerimizi özgürce yapabildik. Nazım Hikmet en devrimci şiirlerini onun döneminde yazdı. Bugün memlekette ilerici kuvvetler Atatürk ilkelerine dayanarak savaşabiliyorlar. Onun için Atatürk dün de büyüktü, bugün de büyüktü, yarın da büyük kalacaktır. Biz uğrunda savaştığımız özgürlük ve demokrasiye ancak onun açtığı yoldan ulaşabiliriz.”

Bütün bu gerçekler ortadayken, tek parti dönemi veya 1930’lu yıllar diyerek Atatürk dönemini kötü ve başarısız göstermeye çalışmak insaf ve sağduyuyla bağdaşabilir bir durum değildir.

Cumhuriyetin değerlerine ve eserlerine sahip çıkan herkesin, özellikle Atatürk’ün kurucusu olduğu CHP’lilerin o dönemle ilgili haksız suçlamalara karşı O’nun eserini korumak başta gelen görevleri arasındadır. Zira geçmişine sahip çıkmayan partilerin geleceği de olamaz.

 


İzlenme: 3313 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ