• DOLAR 3,5056 TL
  • EURO 4,1709 TL
  • Altın 146,5154 TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

21 / 5.233 Yazdır Yeni pencerede Cumhuriyet Gazetesi Mensuplarının Gözaltına Alınması ile ilgili Düşünceler

Onur Öymen

Onur Öymen

E-Posta : ooymen@hotmail.com

 Cumhuriyet Gazetesi’nin 13 mensubu hakkında gözaltı kararı alınması Türkiye’de ve yurtdışında üzüntü ve tepkiyle karşılandı. Umuyoruz ki, çok kısa zamanda yargı adil ve tarafsız biçimde işleyecek ve gerçekler ortaya çıkacaktır.

 

Basın konusunda Türkiye’dekine benzer sorunlar tarih boyunca başka ülkelerde de yaşanmış, yazarların ve gazetecilerin eleştirilerine çoğu zaman saygı ve müsamaha gösterilmemiş ve eleştirisel düşüncelerin sahipleri cezalandırılmıştır. 

 

1624 yılında Fransa Başbakanı Kardinal Richelieu “Bana bir adamın yazdığı altı satırlık bir metni getirin, ben onu idama götürmenin yolunu bulurum,” diyordu.

 

ABD’nin kuruluşundan sonra basın özgürlüğünü kısıtlayan yasalar çıkartıldı. Ancak bu yasalar 1801 yılında Başkanlığa seçilen Thomas Jefferson tarafından kaldırıldı. Jefferson şöyle diyordu: “Bana basınsız bir hükümetle, hükümetsiz bir basın arasında seçim yap derseniz, ben hiç duraksamadan ikincisini seçerim.” Ne yazık ki, daha sonra görev yapan bütün başkanlar aynı çizgiyi izleyemediler ve bazıları basını baskı altına almanın veya yönlendirmenin yollarını aradılar.

 

Osmanlı İmparatorluğu zamanında da basına baskı ve sansür uygulandı. Mütareke basını Atatürk’e ve Kuvayı Milliye’ye ağır saldırılarda bulundu ve işgal kuvvetlerinin yanında yer aldı. 

 

Avrupa’nın geçmişinde de kitap yakmalar ve yasaklamalar sık sık yaşandı. Hitler döneminde basına yapılan baskılar her türlü ölçüyü aştı. Propaganda Bakanı Goebbels şöyle diyordu: “Alman basını ya anarşisttir, her şeyi tahrip eder veya bir fino köpeği gibi emirleri yerine getirir.” 

 

Oysa aynı yıllarda yaşayan Atatürk “basın özgürlüğünden kaynaklanan sorunların çözümü yine basın özgürlüğündedir,” diyerek uygar bir dünya görüşünü yansıtıyordu.

Atatürk, matbaanın Türkiye’ye gelişinin 300 yıl gecikmesinin bazı hukukçuların direnişinden kaynaklandığını ve inkılapçıların en büyük ve en sinsi can düşmanının çürümüş hukuk olduğunu söylüyor, “büsbütün yeni kanunlar vücuda getirerek eski hukuk esaslarını temelinden sökmek teşebbüsündeyiz” diyordu.

 

Atatürk 9 Ekim 1925’te de şu görüşleri dile getiriyordu: “Kamu hukuku adına ortaya koyduğu bir iddianın desteklenmesini sağlayamamanın bir cumhuriyet savcısı için övünülecek bir konu olmadığını hatırlatmak isterim.”

 

Atatürk tutukluları da düşünüyor. “Cezaevlerinin haftada bir mutlaka denetlenerek, yargılama olmaksızın tutuklu kalanların kısaca nedenleri ile birlikte derhal en yakın müfettişliğe ve Adalet Bakanlığı’na bildirilmesi gerekir,” diyordu.

 

Devletimizin kurucu iradesinin basın ve yargı konusundaki görüşleri böyleydi.

 

Bugün yaşanan teröre ve darbe girişimlerine karşı etkili ve caydırıcı önlemler alınırken hukukun üstünlüğünün ve basın özgürlüğünün titizlikle korunmasına özen gösterilmesi Türkiye’ye itibar kazandıracaktır. Ülkemizin güvenliğini tehdit edenleri etkisiz kılmada daha az değil daha çok hukuk ve demokrasiyle başarılı olabiliriz.



Saygılar, sevgiler.


Onur Öymen 

İzlenme: 165 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ