• DOLAR 3,5041 TL
  • EURO 4,1885 TL
  • Altın 145,5267 TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

Adalar, Kıbrıs ve AB raporu konularında Halk TV'ye verdiğim mülakat

Onur Öymen

Onur Öymen

E-Posta : ooymen@hotmail.com

 Lozan Konferansı ve Ege Adaları, Kıbrıs’taki gelişmeler ve AB ilerleme raporu konularında Halk TV’nin sorularına verdiğim cevaplar özetle şöyle: 

Yunanistan bağımsızlığını kazandığı 1830 yılından itibaren Ege adalarını peyderpey ele geçirdi. Osmanlı İmparatorluğu döneminde kazandığımız savaşlardan sonra bile verdiğimiz adalar oldu. Örneğin 1897 Türk-Yunan savaşını biz kazandık ama sonucunda Girit’i verdik. Pek çok Ege adası gibi, Girit ve 12 ada Osmanlılar zamanında verildi. Lozan Antlaşmasında adalarla ilgili düzenlemeler 14, 15 ve 16. maddelerde yer alıyor. 16. maddeye göre, aidiyeti belirlenmemiş Adaların geleceği ilgili ülkeler arasında müzakere edilir. Kıbrıs’ta İngiliz yönetimi sona erdikten sonra haklarımızı savunurken bu 16. maddeye atıfta bulunduk. Kardak konusunda da aynı şeklide 16. maddeye dayandık. 

Şunu da belirteyim ki, Türkiye ile Yunanistan arasında o bölgede yapılan bir anlaşmayla çizilmiş deniz sınırı yoktur. Yunanlıların sınır tespiti amacıyla 1947 ile 1963 yılları arasında yaptıkları yazılı ve sözlü girişimlere Türkiye hiçbir zaman olumlu cevap vermemiştir.

Özetle Kardak meselesinde büyük bir diplomatik mücadele verdik, sonunda Kardak'a bitişik adacığa asker çıkartarak fiili durum yaratıp Kardak’ı işgal eden ve bayrağını diken Yunanlıların oradan çıkartılmasını sağladık. Yunanlıların son yıllarda fiilen işgal ettiği 18 adacık da hiç bir antlaşmayla Yunanistan’a verilmediğine göre Lozan’ın da 16. maddesi ortadayken yaratılan bu fiili durumu sineye çekmek mümkün mü? 

Adacık deyip geçmeyelim. Her adacığın bir karasuyu var. Bunların kıta sahanlığı meselesi de ciddi ihtilaf konuları olarak ortaya çıkacak. Bu konu milletçe duyarlılık göstermemiz gereken konulardan biridir.

Bu iktidar işbaşına geldiğinden beri Kıbrıs meselesinde atılan bazı adımlar, bence Ada’nın egemenliğini ileride Rumlara vermenin yolunu açacak niteliktedir. ÖnceTürkiye Kofi Annan Planını olumlu karşıladı ve Kıbrıslı Türklere bu planı kabul etmeleri için kuvvetli telkinlerde bulundu. Kıbrıslı Türkler de bunun üzerine referandumda plana olumlu oy verdiler. Ancak Rumlar reddetti. Bu sayede Kofi Annan planı yürürlüğe girmedi. Eğer girseydi, bizim için son derece kötü bir durum olacaktı. Tarafların anlaşamadığı konulardaki maddeleri yazma işi BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a bırakıldı ve çıkan metin hükümetler tarafından resmen onaylanmadan doğrudan halk oyuna sunuldu. Dünya tarihinde Kofi Annan Planı gibi bir planın her hangibir ihtilafın çözümünde uygulandığını hiç duymadım.

Ayrıca, hiçbir referandumda halk okumadığı, bilmediği bir metne oy vermeye zorlanmamıştır. Annan Planı 9000 sayfa. Ben Sayın Denktaş’a metni görüp görmediğini sordum. O da bana görmediğini söyledi. Yani, Cumhurbaşkanının bile tam olarak bilmediği bir metni halkoyuna sunuyorlar. Bize Mecliste sadece planın yaklaşık 225 sayfalık bir özetini verdiler. O metinde yazılanlar bile kabul edilebilecek nitelikte değildi. 

Bugün Türklerin Ada’nın üçte birinde egemenliği var. Bunun da önemli bir bölümünü, plana göre, Rumlara vermeniz gerekiyor. Türklerde kalacak topraklara da 80 bin Rum’u yerleştireceklerdi. Yani, orada da zaman içinde fiilen Rumların etkin olmasının zeminini hazırlıyorlardı.

Şimdiki görüşmelerin Kofi Annan Planına göre yapıldığı , hatta ondan da geriye gidildiği anlaşılıyor. Basın haberlerine göre Türklere bırakılacak bölgelere 80,000 değil 100 bin Rum’un yerleştirilmesini istiyorlar. Annan Planı zamanında Türkiye’nin garantörlüğü tartışma konusu değildi. Şimdi garantörlüğü de tartışmaya açıyorlar.

Bir de şu var: Adada Türklerin güvenliğini kim sağlayacak? Şu anda orada 147 km’lik bir sınır var. Bunun güvenliğini Türk askerleri sağlıyor. Annan Planında Türk askerlerinin çekilmesi ve sadece 650 asker bırakılması öngörülüyordu. Onlar da zaman içinde çekilecekti. Kalacak 650 askerin görevleri arasında Kıbrıslı Türklerin güvenliğini korumak yoktu. Sadece kışlasında talim yaparak törenlere katılabilecekti. Yani, Türklere yeniden bir saldırı olsa, hiçbir şey yapamayacak. Bu Kıbrıs’ın, Girit gibi, fiilen elimizden gitmesi riskini taşıyordu. Denktaş’ın da en büyük korkusu buydu. Siz şimdi bu baskılara karşı direneceğinize, Lozan’da hangi hatalar yapıldı, bunu tartışmaya açıyorsunuz. 

Şunu da söyleyeyim, Lozan’a Sevr’den gidildi ve orada imzalanan anlaşmayla bize bırakılan topraklar Lozan’da yaklaşık iki katına çıkartıldı. Eğer geçmişten hesap sorulacaksa, bu hesap I. Dünya Savaşının başlangıcına kadar Kanuni zamanındaki Osmanlı topraklarının yaklaşık yarısını kaybedenlerden sorulmalıdır. Onlar da Lozan’ı yapanlar değildir.

Avrupa Birliği Komisyonu’nun son Türkiye İlerleme Raporuna gelince şunu söyleyebiliriz: Bu işin iki boyutu var. Birincisi, insan hakları, özgürlükler, demokrasi gibi konular. Türkiye’nin imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre, bu konular devletlerin iç işi sayılmıyor. Bu Sözleşmeye göre ‘ben vatandaşıma istediğimi yaparım, kimse karışamaz’ diyemezsiniz. Bizim Anayasamız da insan hakları konusunda imzaladığımız sözleşmeleri Türk hukukunun öncelikli unsurları saymıştır.

İkincisi, AB’ye üyelik sürecinde Kopenhag Kriterlerini kabul etmişsiniz. Bunların içinde de insan haklarına, özgürlüklere saygı göstermek var. O bakımdan, ne karışıyorlar deme hakkınız yok.

Ancak, buna karşılık işin bir de siyasi boyutu var. Bu alanda AB öteden beri Türkiye konusunda iyi bir sınav verememiştir. Bugün de vermemektedir. 40 yıldan beri AB, Türkiye’nin milli meseleleri söz konusu olduğunda, neredeyse hiç bir zaman Türkiye’nin yanında yer almamıştır. AB’nin gözüyle bakacak olursanız, Türkiye öyle bir ülkedir ki, neredeyse hiçbir Türk hükümeti, hiçbir zaman, hiçbir meselede haklı olamaz. Örneğin, Ergenekon konusunda AB, Ergenekon’u savunuyor. Ergenekon’un devletin içine girmiş bir çete olduğunu iddia ediyor. Kıbrıs, Ermenistan, Yunanistan, Ege Adaları, Kürt konusu, Patrikhanenin talepleri gibi konularda daima karşımızakileri desteklemişlerdir. 

Bu nedenlen AB’nin Türkiye ile ilişkiler konusunda olumsuz bir geçmişi vardır. Bizim zamanımızda Avrupa Parlamentosu üyelerinin çoğu en çok CHP’den rahatsız olmuşlardır. Çünkü, CHP bu gibi milli meselelerde Türkiye’nin çıkarlarını koruyan, dış baskılara boyun eğmeyen bir parti olmuştur. Bu nedenle, bize tahammül edemediler. 

 

Özetle bugün insan hakları, özgürlükler, demokrasi gibi konularda haklı olabilecek eleştirilere kulak verirken siyasi alandaki haksız tavırlara ve baskı girişimlerine karşı direnmek bence en doğru yol olacaktır.

 

Saygılar, sevgiler.

 

Onur Öymen

İzlenme: 159 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ