• DOLAR 3,5056 TL
  • EURO 4,1709 TL
  • Altın 146,5154 TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

Akademipolitik'e bölgemizdeki son gelişmeler hakkında verdiğim mülakatın metnini

Onur Öymen

Onur Öymen

E-Posta : ooymen@hotmail.com

İnternet Gazetesi Akademipolitik'e bölgemizdeki son gelişmeler hakkında verdiğim mülakatın metnini aşağıda sunuyorum:

 Akademi Politik: Türkiye komşularla sıfır sorun politikasından, komşularına savaş edilen bir noktaya geldi. AKP'nin dış politika stratejisinin genel bir değerlendirmesini yapmanızı istesek, neler söylerdiniz?

 Onur Öymen: Komşularla dış politikada sıfır sorun yaklaşımı uluslararası ilişkilerde örneği görülmeyen ve geçerli olmayan bir söylemdir. Çünkü sorunları sona erdirmek yalnız sizin değil komşularınızın da izleyeceği politikalara bağlıdır. Komşularınız makul bir uzlaşmaya yanaşmadığı sürece sorunların bitirilmesinin tek yolu komşularının her istediğini yerine getirmektir. Bunun adı da teslimiyet politikasıdır ve ancak kaybedilen bir savaştan sonra uygulanabilir. Türk hükümetinin sıfır sorun politikasını ilan etmesinden bu yana ne Yunanistan ile ne Ermenistan ile ne Kıbrıs Rumları ile aramızdaki sorunlardan herhangi biri çözüme kavuşturulabilmiş değildir. Buna karşılık hükümetin evvelce dostluk ilişkileri kurduğu Suriye ile ilişkilerimiz neredeyse bir savaşın düzeyine gelecek şekilde bozulmuş, Irak hükümeti ile karşılıklı suçlamalara yol açacak derecede gerilmiş ve Kürecik'e füze kalkanı radarını yerleştirilmesinden sonra İran ile de ilişkilerimiz gerginleşmiştir. Bu göstergeler Türkiye'nin dış politika alanında maalesef çok başarısız bir dönemden geçtiğini ortaya koymaktadır.

Ap: ABD ve Rusya, "Suriye" krizinde iki önemli konuda anlaşmaya vardı. Bu anlaşmayı bize değerlendirir misiniz, Bu durumda Suriye'deki rejimi yıkmaya odaklanmış olanlar özellikle de Türkiye ne yapacak?

O.Öymen: ABD ile Rusya arasında varılan mutabakat uluslararası bir konferans toplanması yoluyla Suriye meselesine bir siyasi çözüm aramayı amaçlamaktadır. Bu anlaşma Suriye'nin bugünkü yönetimini de muhatap saymakta ve Esad'ın görevden ayrılmasını şart koşmamaktadır. Çözümü Silahlı muhalif güçlerin eylemleri ile arama yaklaşımını benimseyenler açısından bu mutabakat hayal kırıcı olmuştur. Silahlı muhalif gruplara şimdiye kadar siyasi ve lojistik destek veren, Esad yönetiminin meşruiyetini tamamen yitirdiğini ileri süren ve uçuşa yasak bölgeler kurulması gibi uluslararası askeri yöntemleri destekleyen Türk hükümeti açısından da bu mutabakat beklentilerin çok gerisinde kalmıştır. 

Ap: ABD ile Türkiye'nin Suriye politikaları neden örtüşmüyor, Başbakanın ziyareti yaklaşırken Washington, "Suriye'de Esad sonrası yapıyı tartışmaya açmalıyız" önerisini ortaya attı. Böyle bir süreç olacak mı, Esad sonrası nasıl bir proje düşünülüyor olabilir? 

O.Öymen: ABD'nin bu aşamada doğrudan bir askeri müdahaleyi arzulamadığı hatta muhalif gruplara öldürücü silahlar verilmesine de sıcak bakmadığı biliniyor. Bunun sebeplerinden biri bu silahların ABD'ye de karşı olan bazı terör gruplarının eline geçmesi ihtimalidir. ABD ayrıca bir dış müdahale halinde Suriye'nin elindeki kimyasal silahları kullanabileceği yolundaki açıklamasını ciddiye almış görünmektedir. BM'nin kimyasal silahları yasaklama sözleşmesini imzalamayan 6 devletten biri olan Suriye'nin elinde önemli kimyasal silah stoku bulunmaktadır. ABD'nin bu yaklaşımı Türkiye'nin uluslararası toplumu uçuşa yasak bölgeler gibi askeri yöntemleri de uygulamayı benimseyen yaklaşımı ile örtüşmemektedir. Türkiye ayrıca şimdiye kadar mülteciler konusunda da ABD'den ve BM'den beklediği desteği görememiştir. Başbakanın ABD'ye yapacağı ziyaret sırasında genelde olumlu sözler içeren açıklamalar yapılsa da bu temel meselelerdeki görüş ayrılıklarının giderilmesinin kolay olmayacağı düşünülmektedir. Ayrıca ABD'nin bölgeye yönelik hedeflerinin en önemlilerinden biri İsrail'in güvenlik kaygılarının giderilmesidir. Bu bakımdan İsrail'in İran'daki nükleer tesislere yönelik bir saldırısı halinde ABD İran'ın karşı füze saldırısını engelleyebilmek için Kürecikteki füze kalkanı radarının kullanılmasına ihtiyaç duyacaktır. Türkiye'nin buna onay vermesi İran ile ilişkilerimizi bugünkünden çok daha kötü bir duruma getirecek hatta bir çatışma riski yaratabilecektir. 14 Haziran'daki İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra yeni yönetim nükleer konuda şimdiki politikayı sürdürürse bu risk büsbütün artacaktır. 

Ap: Reyhanlı saldırısından sonra hükümet tam anlamıyla bir karartma uyguladı. Dünya basını, "Savaş Türkiye'ye sıçradı!" demekte. Soru çok, cevap yok. Akdeniz'de düşürülen Türk uçağının olayı bile henüz aydınlatılmadı. Akçakale'de yaşananlarda öyle. Reyhanlı eylemini kim planlamış olabilir, olası sonuçları hakkında neler söylenebilir? 

O.Öymen: Reyhanlı'daki olay hakkında yayın yasaklanması demokratik ülkelerde sık rastlanan bir durum değildir. Kaldı ki iletişim araçlarının küreselleştiği bir dünyada bu gibi yasakların etkili olması da zordur. Reyhanlı saldırısını kimin yaptığından daha önemlisi kimlerin yaptırdığıdır. Bunu yaptıranlar Türkiye'nin izlediği Suriye politikasından rahatsız olup ülkemize gözdağı vermek isteyenler olabileceği gibi özellikle ABD – Rus yakınlaşmasından rahatsız olup Türkiye'yi bir askeri müdahaleye tahrik etmek isteyen bazı muhalif gruplar da olabilir. Sayın Başbakanın bu işi muhalefet yapmış olamaz yolundaki sözleri Suriye'deki bütün muhalif grupları temize çıkartma arzusu gibi yorumlanabilir. Oysa Suriye'deki silahlı muhalefet sadece Türkiye'nin de desteklediği Müslüman Kardeşlerin etkinindeki Özgür Suriye Ordusu değildir. El kaide, El Nusra, Selefiler, Cihatçılar, PKK çizgisindeki PYD gibi silahlı muhalif gruplar farklı amaçlarla orada şiddet ve terör eylemlerini sürdürmektedirler. O bakımdan bir bütün olarak Suriye silahlı muhalefetinden söz etmek mümkün değildir.

Ap:Zengin petrol kaynaklarının bulunduğu Irak'ın Kuzeyi, başta ABD olmak üzere birçok devletin iştahını kabartıyor ve bölgeyle ilgili aşamalı planların yapılıyor. Bu meseleyle ilgili görüşleriniz nelerdir?

O.Öymen: Irak'ın Kuzeyi sadece petrol kaynaklarının zenginliği açısından değil aynı zamanda ABD'nin ve İsrail'in hasım saydığı İran'a yakın, stratejik açıdan çok önemli bir bölgedir. Bu bölgenin büyük bir bölümü fiilen Kuzey Irak Yerel Yönetimine bağlı peşmergeler tarafından denetlenmekte, Kandil dağı ve civarında ise PKK ve onun kardeş kuruluşu olan PJAK terör örgütü etkili bulunmaktadır. Muhtemel bir İsrail – İran çatışması halinde bazı yabancı güçlerin PJAK'ın İran'a yönelik eylemlerde bulunmasını teşvik etmeleri ihtimal dışı değildir. PKK'nın ve PJAK'ın şimdiye kadar Kuzey Irak'tan tasfiyesine karşı çıkan ülkelerin böyle muhtemel bir senaryoyu da dikkate almış olabileceklerini düşünmek lazımdır.

Ap: Türkiye'nin 6 Mayıs'ta başlattığı İncirlik Amerikan üssü merkezli tatbikatı nasıl okumalıyız?

O.Öymen: Tatbikatlar çeşitli senaryolara göre yapılır. Ülkemizin güneyinde yapılan tatbikatların Ortadoğu'daki muhtemel gelişmelere göre planlanmış olduğu tahmin edilebilir. İncirlik stratejik açıdan son derece önemlidir ve geçmişte çekiç güç gibi Ortadoğu'ya yönelik çeşitli operasyonlarda kullanılmıştır.

Ap: Irak'ta ortaya çıkan durum, Orta Doğu'da yaşanan Arp Baharı, Suriye'nin parçalanmaya götürecek bir sürecin işletilmeye çalışılması, Türkiye ve İran'dan toprak koparma planları... Sizce bu işin sonu nereye kadar gidebilir?

O. Öymen: Irak'ın özelliklerinden biri halkın çoğunluğunun Şii olması ve yönetiminin de Şii ağırlıklı bir nitelik taşımasıdır. Bugünkü Irak yönetimi ile İran arasında da yakın bağlar mevcuttur ve ABD zaman zaman Irak'ı topraklarından ve hava sahasından İran'dan Suriye'ye silah taşınmasına izin vermemesi için uyarmaktadır. ABD müdahalesinden 10 yıl geçmesine rağmen Irak hala huzura, güvenliğe ve istikrara kavuşamamıştır. Farklı etnik grupların kendi bağımsız silahlı güçlerine sahip olmaları Irak'ta istikrarın sağlanmasını güçleştirmektedir. Terörler mücadele konusunda Irak ile Türkiye arasında etkili bir işbirliği sağlanamamış ve Irak ülkesinin kuzeyinden PKK'yı tasfiye etmeyi başaramamış, hatta bu yolda en küçük bir adım dahi atmamıştır. Şimdi Türkiye'deki PKK teröristlerinin Irak'a çekilmesi de yeni bir ihtilaf konusu yaratmış ve Irak hükümeti bunun ülkesinin güvenliğine zarar vereceğini belirterek Türkiye'nin PKK'lıları Irak'a göndermesine karşı çıkmıştır. Türkiye'nin PKK'lıların çekilmesi kararını alırken Irak hükümeti ile görüşüp mutabakata varmadığı anlaşılmaktadır.

Ap: Çözüm süreci tartışmaları Reyhanlı saldırısının gölgesinde kaldı. PKK'lılar başbakanın sözlerine rağmen silahlarıyla gidiyorlar. Sürecin gidişatını bir de sizden dinlesek...

O.Öymen: Süreci bir bütün olarak ve özellikle dış boyutunu göz ardı etmeden değerlendirmek lazımdır. Biz uzun zamandan beri elinden silahı bırakmayan ve silah zoruyla siyasi çözüm ve anayasa değişikliği dayatmaya çalışan bir terör örgütü ile müzakere değil mücadele edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Şimdi ise bunun tam tersi yapılmaktadır. Türk yetkililerin yaptıkları görüşmelerde PKK'nın bir rejim değişikliğini açıkça talep ettiği anlaşılmaktadır. Dünyada şimdiye kadar terörü bitirmek için anayasasını değiştirmeyi kabul eden bir ülke örneği yoktur. Aynı şekilde terörü bitirmek için teröristlerin komşu ülkeye geçerek orada varlıklarını sürdürmelerine razı olan bir ülke de olmamıştır. 2009 yılından beri çeşitli yabancı kuruluşların raporlarında ve yabancı devletlerin söylemlerinde Türkiye'nin PKK ile mücadele değil müzakere etmesini, siyasi çözüm aramasını, yepyeni bir anayasa yapmasını, bu anayasada Türk kelimesine yer vermemesini önerdikleri de bilinmektedir. O bakımdan bu konuların dış boyutunu gözden kaçırarak ne PKK ile müzakere sürecini ne de anayasa hazırlık çalışmalarını değerlendirmek mümkündür.

 Ap: CHP'ye dönük "ikilem içinde" eleştirisini nasıl değerlendirirsiniz, CHP'nin açıkladığı "Demokrasi ve Özgürlük Bildirgesi" hakkında neler söylersiniz?

 O.Öymen: CHP'nin başından beri benimsediği ilkeler ve bu ilkelere dayalı politikaları mevcuttur. Bu politikalar partinin 2008 yılında kabul edilen programında da açıkça yer almaktadır. Program 1989 tarihli Kürt raporunu da benimsemektedir ancak bunun ötesinde silahlı terör örgütü ile müzakere gibi yaklaşımlar şimdiye kadar CHP tarafından benimsenmemiştir. CHP'ye yeni katılan bazı milletvekillerinin farklı görüşleri savundukları zaman zaman basına da yansıyan eleştirilerden anlaşılmaktadır. Bu partide iki ayrı eğilimin olduğu izlenimini vermektedir. Oysa bütün partililerin ilkeler ve program etrafında birleşmeleri partiyi güçlü kılar ve başarı şansını artırır. Partiye katılan herkesin ilkeleri ve programı içtenlikle benimsemesi esastır. Partinin bütünlüğünü sağlamanın da yolu budur. Aynı zamanda bütün partililerin partinin geçmişine sahip çıkmaları ve Atatürk'ün ilkelerini, devrimlerini ve eserlerini içtenlikle benimsemeleri partinin gücünü ve etkinliğini sürdürmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye'yi bugünkü sıkıntılı durumdan kurtarabilecek tek siyasi güç CHP'dir ancak bunun temel koşulu partinin tam bir birlik ve beraberlik içinde olması ve ilkelerden, programdan sapıldığı izlenimini verecek söylemlerden kaçınmasıdır.

 Ap: Yeni Anayasa yapımı ile ilgili süreç nasıl gelişecek dersiniz?

O.Öymen: Anayasamızın 6. Maddesine göre hiç kimse anayasadan kaynaklanmayan bir yetkiyi kullanamaz. Anayasamız mevcut anayasayı ilga edip yepyeni bir anayasa yapma yetkisini vermemektedir. O nedenle değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeler de dahil olmak üzere yepyeni bir anayasa hazırlanması amacıyla yola çıkanlar bence hukukumuzun temel kurallarına uygun hareket etmemişlerdir. Daha önceki dönemlerde de CHP'yi böyle bir anayasa sürecine sürüklemek isteyenler olmuştu ancak bu çabalara karşı CHP gerekli direnci göstermiş ve böyle bir sürecin parçası olmamıştı. Son gelişmeler meclisteki anayasa hazırlama komisyonunda tam bir mutabakat sağlama ihtimalinin zayıf olduğunu, hükümetin B ve C planlarını uygulayarak kendi beklentileri doğrultusundaki bir anayasa taslağını meclis anayasa komisyonundan geçirip referanduma götürmeyi hedeflediği görülmektedir. Bu rejimin ve ülkemizin geleceği açısından son derece kaygı vericidir. Zira hedeflendiği anlaşılan başkanlık rejiminin, vatandaşlık tanımında yapılmak istenen değişikliklerin ve yerel yönetimlerde devlet içinde devlet yaratma sonucu doğurabilecek yaklaşımların cumhuriyeti kuranların ortaya koydukları temel irade ile bağdaşmadığı açıktır.


İzlenme: 531 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ