• DOLAR 3,9309 TL
  • EURO 4,6148 TL
  • Altın 161,4001 TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

Fidel Castro'nun ölümünün düşündürdükleri

Onur Öymen

Onur Öymen

E-Posta : ooymen@hotmail.com

 Küba devriminin lideri Fidel Castro’nun ölümü Türkiye’de ve dünyada geniş yankılar uyandırdı. 

Castro’dan önce Küba’da yaşananlar büyük devletlerin başka ülkelerin yönetimini doğrudan veya dolaylı biçimde ele geçirmelerinin acı örneklerini oluşturmuştu. 19. yüzyılın sonlarında Küba’da İspanyol sömürgecilerine karşı yıllarca süren ayaklanmalar olmuştu. ABD Başkanı William McKinley bir yandan İspanyolların Küba’dan uzaklaştırılmalarını bir yandan da bağımsızlık hareketlerinin engellenerek Ada’da Amerikan işadamlarına ait geniş tarım arazilerinin güvenliğinin sağlanmasını amaçlıyordu. 

1889 yılında Amerikan askerleri Küba’ya ayak bastılar ve birkaç gün içinde İspanyolları teslim alarak Ada’nın yönetimini ele geçirdiler. McKinley “savaşı kazanan tarafın fethedilen ülkede kalma hakkını güvence altına alan” yasaya göre ABD’nin Küba’nın yönetimini üstleneceğini açıkladı. Daha sonra Senatör Orville Plat tarafından hazırlanan yasaya göre işbaşında bir Küba hükümetinin olacak, ancak bu hükümet Amerika’nın güdümünde hareket edecekti. Plattismo diye adlandırılan bu sistem yalnız Küba’da değil, birçok ülkede uygulandı ve Amerika kukla hükümetlerle o ülkelerin yönetimini ele geçirdi. 

1905 yılındaki yerel seçimlere hile karıştırıldığı iddiasıyla ABD Başkanı Theodore Roosevelt Küba’yı doğrudan doğruya Amerikan yönetimine bağladı. Üç yıl sonra Amerikan askerleri çekilirken yeni Başkan Taft şöyle diyordu: “Amerikan askerleri çekilecektir, ama Kübalılar kesinlikle kendilerini bağımsız bir ülke gibi hissetmemelidirler.” 

Daha sonra Küba’da ABD ve yerel yöneticilere karşı yeniden isyanlar çıktı. Bu arada Fulgencio Batista isimli bir çavuş iktidarı ele geçirdi ve ülkeyi 25 yıl demir yumrukla idare etti. 1952 yılında yapılması öngörülen seçimlerde aday olmaya hazırlananlardan biri de Fidel Castro’ydu. Ancak, Batista bu seçimleri iptal etti. Castro da arkadaşlarıyla beraber silahlı mücadele yolunu seçti. Seçimler yapılsa ve Castro demokratik yoldan iktidara geçse belki daha sonraki kanlı çatışmalar yaşanmayacaktı. 

Şiddet şiddeti doğurdu. Sonunda, Batista 1 Ocak 1959’da ülkeyi terk etti ve Castro liderliği ele geçirdi. 10 Mart 1959 tarihinde yapılan ABD Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısında Castro’nun devrilmesi ve yerine yeni bir yönetimin getirilmesi kararlaştırıldı. CIA Küba’daki muhalifleri silahlandırdı. Bu da Amerika’nın başka ülkelerin yönetimini devirip kendi menfaatlerine uygun liderleri işbaşına getirme siyasetinin bir örneğini oluşturdu. 1960 yılında ABD’nin örgütlediği “Domuzlar Körfezi Çıkarması” başarısızlığa uğradı. ABD Yönetimi 23 Ağustos 1960’ta 181 sayılı güvenlik muhtırasını kabul etti. Buna göre, Küba’da bir iç ayaklanma başlatılacak ve onu Amerika’nın askeri müdahalesi izleyecekti. 

8 Kasım’da ABD’den gönderilen özel bir ekip Küba’daki bir sanayi tesisini havaya uçurdu ve 400 işçi hayatını kaybetti. Kennedy öldürülmeden sekiz gün önce, Küba’ya daha kapsamlı bir saldırı için onay veren belgeyi imzaladı. Bu arada, Küba Büyükelçiliklerine saldırılar oldu, bir Küba yolcu uçağı düşürüldü, içindeki 73 kişi öldü. Castro yurt dışından örgütlenen çok sayıda suikast girişiminden kurtulmayı başardı. 

Castro’nun destek talebi üzerine Sovyetler Birliği lideri Kruşçev Küba’ya ekonomik yardım yapmayı ve balistik füzeler konuşlandırmayı kararlaştırdı. ABD buna sert tepki gösterdi ve bir nükleer savaş tehlikesi baş gösterdi. 1962 yılının Ekim ayında Başkan Kennedy’nin kardeşi Adalet Bakanın Robert Kennedy ile SSCB’nin Washington Büyükelçisi Dobrynin arasında gizli görüşmeler yapıldı. Bu görüşmelerde varılan mutabakat gereğince ABD, 25 Nisan 1963 tarihinde Türk Hükümetine danışmadan ülkemizdeki Jüpiter füzelerini geri çekti. Bu olay, büyük devletlerin kendi menfaatleri gerektirdiğinde, müttefiklerinin güvenlik çıkarlarını nasıl göz ardı edebileceklerinin örneğini oluşturdu. 

Amerika’nın daha sonra Küba’ya uyguladığı ambargolara karşılık Castro ülkesindeki bütün Amerikan mallarını millileştirdi ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler kesildi. 2014 yılının Aralık ayında işkili ilişkilerin normalleştirilmesi için yapılan görüşmeler olumlu sonuçlandı. Obama’nın 21 Mart 2016 tarihindeki Küba ziyareti ilişkilerin yumuşatılmasının ve ambargoların hafifletilmesinin yolunu açtı. Küba’da Amerikan Büyükelçiliği yeniden açıldı. 

 

Castro, çeşitli vesilelerle Küba Devriminin esin kaynağının emperyalizme karşı mücadele eden Mustafa Kemal Atatürk olduğunu açıklayarak ve Küba’da bir Atatürk anıtı açarak Türk milletinin kalbini kazandı. 20. yüzyıla damgasını vuran en önemli liderler arasında yer alan Castro, yarım yüzyılı aşan süre içinde büyük devletlerin baskısına karşı gösterdiği direnme gücüyle gelişme yolundaki ülkelerin yardımcısı oldu. Castro’nun anısı daima saygıyla hatırlanacaktır.

 

Saygılar, sevgiler.

 

Onur Öymen

İzlenme: 2846 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ