• DOLAR 3,9153 TL
  • EURO 4,6553 TL
  • Altın 162,9933 TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

Halk Tv'ye verdiğim mülakat

Onur Öymen

Onur Öymen

E-Posta : ooymen@hotmail.com

20 Temmuz 2013 tarihinde Halk TV’de dile getirdiğim görüşlerin özeti şöyle:
İşin esası şu, Türkiye’nin güneyinde çok büyük bir güvenlik boşluğu ortaya çıkmıştır. Suriye ve Irak’ta toplam olarak 1200 km’lik sınırının öbür tarafında hiçbir sorumlu devletin askeri kuvveti yoktur. Ne Irak’ta ne Suriye’de. Bu Türkiye açısından tahammül edilemeyecek bir durumdur. Çünkü ülke sınırlarında hem kendiniz sınırı korursunuz hem de komşu ülke sınırın kendi tarafını korur. Sadece Türkiye bu sınırları koruyor, karşı taraf bu görevi yapamıyor. Bu bizim kabul edemeyeceğimiz bir durumdur.
Suriye’deki hükümeti devirmeyi amaçlayan silahlı gruplara destek olma yolundaki bir takım aşırı gayretler, öyle bir tablo çıkardı ki ortaya Türkiye’nin güvenliği tehlikeye düştü.. Meselenin bir başka boyutu da şu: Bir ülkede bir silahlı kuvvetler olur, iki ordu olmaz. Irak’ta, bir merkezi hükümetin ordusu var, Barzani’nin ordusu var, Talabani’nin ordusu var, Mehdi’nin nin ordusu var. Lübnan’da bakıyoruz bir devletin ordusu var bir de Hizbullah’ın ordusu var. Bu kadar gayritabii, dünyanın başka yerinde örneği görülmeyen durumları biz kanıksamaya başladık.
Güncel gelişmelerden bahsediyoruz, Ceylanpınar’da ne oldu, son derece önemli. Fakat aynı gün ne oldu bizim öbür komşumuzda? Irak’ta 50 kişi öldü bombalı saldırıların sonucunda, 150 kişi yaralandı. Haber bile olmuyor artık, kanıksandı. Binlerce insan ölüyor ve bunlar haber olmuyor.
Şimdi Suriye ile ilgili durumu bir bütün olarak hatırlayalım isterseniz. Suriye’de şu ana kadar öldürülen insan sayısı 100.000. Bunun %47’si sivil. Ölenlerin % 12,5’u çatışan silahlı gruplardan %26’sı hükümet kuvvetlerinden. Ölenlerin %7’si kadın. %7’si çocuk. 1.700.000 mülteci var. Bunlardan 500.000’i Ürdün’e, 413.000’i Türkiye’ye, 610.000’i Lübnan’a, 92.000’i Mısır’a, 160.000’i Irak’a gitmiş.
Başından beri AKP hükümeti ne diyordu? Efendim orada Suriye yönetimi kendi halkına büyük bir baskı yapıyor, halk da bu baskıya karşı direniyor, biz de bu direnişi destekliyoruz, Suriye halkının bu baskıcı yönetime karşı mücadelesinin sonucunda Suriye’de halkın iradesine dayalı demokratik bir rejim kurulmasına çalışıyoruz. Peki Suriye’de çarpışanlar kimler? Orada Suriye ile hiç alakası olmayan, Suriye’nin dışından gelen, başka yerlerden gelen çeşitli gruplar var. Bunlar bir yandan Suriye hükümeti ile çatışıyorlar bir yandan birbirleriyle çatışıyorlar. Sadece 20.000 Selefi var Suriye’de çarpışan ve Taliban örgütünün Suriye’ye çarpışmak üzere birlikler gönderdiğini belirtiliyor. Pakistan hükümeti yalanladı ama Taliban sözcülerinin açıklamaları var.
El Nusra en ciddi sorunlardan biridir ve El Kaide’nin uzantısıdır ve orada çok sayıda silahlı gücü var. Ayrıca “Irak İslam devleti” isimli bir örgüt çıktı ortaya. Bunların her biri Suriye’de kendi egemenlik alanını yaratmaya çalışıyorlar. Hükümeti değiştirelim de orada tüm Suriye’yi kapsayacak, meşru bir hükümet kuralım diyenlerin sayısı giderek azalıyor. Orada PKK'nın uzantısı olan PYD kendi bölgesinde egemenliğini kuracak, El Nusra kendi egemenliğini kuracak. Selefiler egemenlik kuracak. Suriye’yi, orada yan yana yaşayan farklı egemen grupların bir arada olduğu bir ülke haline getirmek istiyorlar. Öyle zannetti ki hükümet, kısa sürede Esad gidecek, Türkiye’nin desteklediği Müslüman Kardeşler ağırlıklı muhalif güçler iktidar olacak orada ve Türkiye’nin etkisi artacak bölgede, bütün bunların sonucunda Esat yönetimi gidecek yeni bir yönetim gelecek falan. Bir kere bunun yanlış olduğu çıktı ortaya. Yarının ne getireceğini kimse bilemiyor. Bir taraftan Lübnan’daki Hizbullah Esad’ın yanında muhaliflerle savaşıyorlar, bir taraftan başka gruplar Esad’a karşı savaşıyor, Avrupa’dan ve ABD’nin gelen İslami gruplar var sayılarının şu an 600’e ulaştığı söyleniyor, bir kısmı Rusya’dan geliyor. Bunlar da Esad’a karşı savaşıyorlar. Esad’ın yanında savaşmak için gelenler de var. Yani tam bir karmaşık durum var ortada. İspanyol iç harbinin başlangıç dönemlerini hatırlatıyor. Artık Suriye toprağında farklı ülkeler kendi menfaatlerinin savunuyorlar. Bunların amacı ne? Burada büyük devletlerin birinci hedefi İsrail’in güvenliğidir. Çünkü Suriye, üzerinden Hizbullah’a kadar uzanan bir Şii kuşağın kilit noktasıdır. Bu yolla İran’dan Hizbullah’a silah gidiyor, İsrail’in güvenliğini tehdit ediyor. İsrail de diyor ki bu silahların geçmesini her yola başvurarak önleyeceğiz. Birkaç ay önce Suriye’nin Lübnan’la sınırının güneyini bombardıman ettiler, geçen hafta da kuzeyini bombardıman ettiler. Hatta Rus kaynakları bu bombardımanın Türkiye üzerinden yapıldığını da iddia etti. Sonra Türkiye bunu yalanladı ama durum çok ciddi.
Barış süreci ile ilgili olarak da hükümet öyle bir hava yaratmaya çalıştı ki medya yolu ile, hükümetin izlediği barış süreci denilen politikanın aksini savunanlar kötü niyetlidir, art niyetlilerdir, terörün devamından menfaat umuyorlar. Yani hükümetin politikasını eleştirmek neredeyse imkansız hale geldi. Aksini söyleyemeyeceksiniz. Dediğiniz anda kötü niyetlisiniz. Böyle bir demokrasi var mı dünyada? Bence baştan sona yanlıştır ve hukuk devleti le kesinlikle bağdaşmamaktadır. Terörü bitirmeyi herkes istiyor. Mesele şu: siz bunun uğruna anayasanızı terör örgütü ile müzakere masasına mı yatıracaksınız? Efendim biz hiç taviz vermiyoruz. Radyosu vardı, TV verdik sadece diyorlar.. Bunun karşılığında PKK teröristleri çekecek, her şeyi yapacak ama siz hiçbir şey vermemiş olacaksınız. Başbakanın açıklamalarına bakın biz hiçbir şey vermiyoruz. Ama terör örgütü lideri ne diyor? Anayasayı değiştireceksiniz, vatandaşlığı şöyle yazacaksınız diyor, arkadaşlarına bunun metnini dikte ediyor. Onlar rejim pazarlığı yapıyor. Yabancılar bunu alkışla karşılıyor. ABD eski başkanı Bush15 Mayıs 2008’de, İsrail’de yaptığı konuşmada diyordu ki, “Bazıları bizim teröristlerle görüşmemizi telkin ediyorlar, bu çılgınca bir düşüncedir. Tarih bunun yanlışlığını kanıtlamıştır biz hiçbir zaman teröristlerle müzakere etmeyeceğiz.” Fakat bakıyorsunuz Türkiye’nin teröristlerle müzakere etmesini en çok ABD alkışlıyor. Böyle bir Çifte standart olur mu? Teröristle devletin rejimini müzakere ediyorsunuz.
Türkiye’de 35.000 insan öldü, bunun sorumlusu terör örgütüdür. 8.000 güvenlik gücümüz şehit oldu, çok sayıda sivil vatandaşımız öldü, masum insanlar, imamlar, öğretmenler, bebekler öldü. Biz bunları terör örgütü öldürdü zannediyorduk meğer eceliyle ölmüşler! Madem ki bazılarının dediğine bakarsanız, terörist değil bunları öldürenler kim öldürüyor o zaman? Bu terör örgütü liderini Türkiye’de bir mahkeme yargılayıp mahkum etmedi mi? Bunlar terörist değildir, özgürlük için mücadele ediyorlardı mı diyeceğiz? Siz bunu yaparken bir taraftan da rektörler, gazeteciler, siyasi parti lideri bir sürü aydın da terör örgütü üyesi olma iddiasıyla yargılanıyorlar.
Bir tarafta yurtdışına kaçmış teröristleri kırmızı bülten ile arayacaksınız Türkiye’ye getirmek için, bir taraftan da eylem yapmış, adam öldürmüş teröristlerin de yurtdışına çıkmasını önereceksiniz.. Hangi hukuk devletinde suç işlemiş insanların sınır dışına gitmesine devlet göz yumar? Bir insan bir insanı yaralasa siz ona der misiniz, silahını göm toprağa git Gürcistan’a, Bulgaristan’a? İnsanlarımız eşit değil mi? Aklın durduğu noktadayız.
Anayasamızın 6. maddesi diyor ki hiç kimse anayasadan almadığı bir yetkiyi kullanamaz. Başbakan anayasanın hangi maddesinden aldığı yetki ile bunlara sınır dışına çıkabilirsiniz diyor? Terörü bitirmeye karar verdilerse bunlar yargıya teslim olurlar, cezalandırılır, sonra hükümet şefkat gösterir af çıkarır, yaralar sarılır, tüm bunlar yapılır. Ama hukuku tahrip ederek değil. Türkiye’de şimdi artık Başbakanın ağzından çıkar her söz hukuk sayılıyor.
Bunlar tartışılamıyor Türkiye’de. İmaj değiştirilmeye çalışılıyor. Şimdiye kadar Halk TV’de de duyamıyorduk bunları. Öyle şeyler söyleyeceksiniz ki insanların beynini yıkayacaksınız. Çağdaş ülkelerde hiç olmayan şeyler Türkiye’de olacak. Bana bir ülke gösterin ki dünyada o ülkenin başbakanı terör örgüt üyeleri topraklarımızdan şu ülkeye gitsin desin. Üstelik terörü ihraç etmeye hakkınız var mı? Yaptığınız iş hem milli hukuk hem uluslararası hukuk açısından savunulur bir iş değil. Türkiye’de artık bütün ölçüler şaştı. Sırf bu süreç başarıya ulaşsın diye veremeyeceğimiz yok. Taksim’de karanfil koyan adama devletin bütün güçleri ile müdahale ediyorsunuz, bir taraftan adam insan kaçırıyor, askeri üslere saldırıyor, askerleriniz yaralıyor, asayiş birliği kurduruyor onlara çıt yok. Ne doğru dürüst bir tepki var ne bir tedbir var hükümet tarafından. İki hukuk var yan yana çalışan. Bir tarafta hükümeti protesto etmek en ağır suçtur, öbür tarafta devlete karşı, halka karşı en ağır suçları işleyenlere tepki göstermezsiniz. Bunların halk tarafından kabul edilmesi isteniyor ve medya da buna aracı olarak kullanılıyor. Bir kişi Fransa’da çıkıp da televizyona Carlos aslında terörist değil de boşuna yanlış yere terörist dediler, aslında o siyasi mücadele veriyordu, der mi? İzin verirler mi? İngiltere’de televizyonlarda terörü müdafaa edebilir misiiniz?. Türkiye’de görülüyor ki,bu fiilen serbesttir. Türkiye’de İktidarıyla muhalefetiyle herkes bütün hukuksuzlukları sineye çekerek derse ki efendim süreç başarıya ulaşsın, o uğurda veremeyeceğimiz yoktur, buyursunlar yapsınlar o zaman. Benim söyleyeceğim bu kadar.
Türkiye’nin Mısır’daki gelişmelere gösterdiği tepkiye bakın. Dünyada bizden daha büyük tepki gösteren yok. Darbe oldu diyor. “Ne zaman askerler müdahale ederse, biz tepki gösteririz”. Peki Mübarek’in devrilmesi sırasında ve sonrasında iş başına gelen askeri yönetime de böyle mi davrandınız? Başbakan Kahire’de Cunta lideri Tantavi’yi ziyaret etti ve cunta hükümeti ile stratejik işbirliği antlaşması yaptı, 13 Nisan 2011’de. Yani hangisi sizin politikanız? Orada siz askerin müdahale etmesine mi tepki gösteriyorsunuz? Yoksa askerlerin Müslüman Kardeşleri bertaraf etmesine mi tepki gösteriyorsunuz? Çünkü öyle anlaşılıyor ki, sizin bütün stratejiniz hem Mısır’da hem Suriye’de hem de başka Ortadoğu ülkelerinde Müslüman Kardeşlerin iktidar olmasına yönelikti, politikanızın özü bu. Müslüman kardeşler Mısır’da iktidarı kaybettiği için siz her türlü tepkiyi gösteriyorsunuz. 12 milyon insan sokağa çıktıysa demokratik bir şekilde iş başına gelen insanın darbe ile devrilmesi için mi çıktı?
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde askeri hükümet kimin aday olup kimin olamayacağına karar veriyor. Aday olanlardan 10 tanesini veto ediyor. Muhalif partilerin dediğine bakaranız, dünyadan olağanüstü mali yardım alıyor Mursi seçilebilmek için ve seçimlerde bir çok kişiye oy kullandırtmıyorlar ve %51.8 ile Mursi iktidar oluyor. Buna gerçek demokratik bir seçim demek kabil mi? O insan ne demiş, bir kadın hiçbir zaman Mısır’da cumhurbaşkanı olamaz. Çünkü Mısır cumhurbaşkanı aynı zamanda dini lider olacak ve kadından lider olmaz diyor. Bu insanı da demokratik olarak takdim ediyorsunuz.
Suriye’de bütün derdiniz Müslüman Kardeşleri iktidar yapmak. Göremiyorsunuz ki Müslüman kardeşlerin yanı sıra pek çok şiddet yanlısı grup var, her birinin kendi menfaati var. Başbakan geçen sene ne dedi PYD için? Bu bir terör örgütüdür, Suriye’nin kuzeyinde bir bölgeyi kontrol etmesini kesinlikle kabul edemeyiz, sıcak takip hakkımız var, müdahale ederiz dedi. Ertesi gün ABD sözcüsü ne dedi? Türkiye, Suriye’de askeri maceralardan kaçınsın. İki gün sonra Obama’nın fotoğrafı yayınlandı elinde beysbol sopası. Bayan Clinton ne dedi ? Suriye’de özerk bölge kurulmasını destekliyoruz ve genişletilmesini istiyoruz dedi.
Hedef Esad’ı devirmek. Belli ki İsrail’in güvenliği söz konusu. Ortadoğu’da demokrasiye bu kadar önem veriyorsanız başka Ortadoğu ülkelerine niçin tepki göstermiyorsunuz?
Bunlar Türkiye’yi çok büyük maceralara götürür. Biz cumhuriyetin kuruluşundan bu yana maceracı politikalar izlemedik. AKP’nin eski dışişleri bakanı bile Türkiye bu. Olayların dışında durmalıdır diyor. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Ceylanpınar’da olanlara bakın. Bir kaza bir tahrik Türkiye’yi ateş topunun içine sokacak. Hem içeride hem dışarıda izlenen politikalar son derece yanlıştır. Burada basına da
muhalefete de çok büyük görev düşüyor Benim kanaatim, Türk 20 Temmuz 2013 tarihinde Hlk TV’de dile getirdiğim görüşlerin özeti şöyle:
İşin esası şu, Türkiye’nin güneyinde çok büyük bir güvenlik boşluğu ortaya çıkmıştır. Yaklaşık olarak Suriye ve Irak’ta toplam olarak 1200 km’lik sınırının öbür tarafında hiçbir sorumlu devletin askeri kuvveti yoktur. Ne Irak’ta ne Suriye’de. Bu Türkiye açısından tahammül edilemeyecek bir durumdur. Çünkü ülke sınırlarında hem kendiniz sınırı korursunuz hem de komşu ülke sınırın kendi tarafını korur. Sadece Türkiye bu sınırları koruyor, karşı taraf bu görevi yapamıyor. Bu bizim kabul edemeyeceğimiz bir durumdur.
Suriye’deki hükümeti devirmeyi amaçlayan silahlı gruplara destek olma yolundaki bir takım aşırı gayretler, öyle bir tablo çıkardı ki ortaya Türkiye’nin güvenliği tehlikeye düştü.. Meselenin bir başka boyutu da şu: Bir ülkede bir tane silahlı kuvvetler olur, iki ordu olmaz. Irak’ta, bir merkezi hükümetin ordusu var, Barzani’nin ordusu var, Talabani’nin ordusu var, Mehdi’nin nin ordusu var. Lübnan’da bakıyoruz bir devletin ordusu var bir de Hizbullah’ın ordusu var. Bu kadar gayritabii, dünyanın başka yerinde örneği görülmeyen durumları biz kanıksamaya başladık. Güncel gelişmelerden bahsediyoruz, Ceylanpınar’da ne oldu, son derece önemli. Fakat aynı gün ne oldu bizim öbür komşumuzda? Irak’ta 50 kişi öldü bombalı saldırıların sonucunda, 150 kişi yaralandı. haber bile olmuyor artık, kanıksandı. Binlerce insan ölüyor ve bunlar haber olmuyor. Şimdi Suriye ile ilgili durumu bir bütün olarak hatırlayalım isterseniz. Suriye’de şu ana kadar öldürülen insan sayısı 100.000. Bunun %47’si sivil. Ölenlerin % 12,5’u çatışan silahlı gruplardan %26’sı hükümet kuvvetlerinden. Ölenlerin %7’si kadın. %7’si çocuk. 1.700.000 mülteci var. Bunlardan 500.000’i Ürdün’e, 413.000’i Türkiye’ye, 610.000’i Lübnan’a, 92.000’i Mısır’a, 160.000’i Irak’a gitmiş.
Başından beri AKP hükümeti ne diyordu? Efendim orada Suriye yönetimi kendi halkına büyük bir baskı yapıyor, halk da bu baskıya karşı direniyor, biz de bu direnişi destekliyoruz, Suriye halkının bu baskıcı yönetime karşı mücadelesinin sonucunda Suriye’de halkın iradesine karşı demokratik bir rejim kurulmasına çalışıyoruz. Peki Suriye’de çarpışanlar kimler? Orada Suriye ile hiç alakası olmayan, Suriye’nin dışından gelen, başka yerlerden gelen çeşitli gruplar var. Bunlar bir yandan Suriye hükümeti ile çatışıyorlar bir yandan birbirleriyle çatışıyorlar. Sadece 20.000 Selefi var Suriye’de çarpışan ve Taliban örgütünün Suriye’ye çarpışmak üzere birlikler gönderdiğini belirtiliyor. Pakistan hükümeti yalanladı ama Taliban sözcülerinin açıklamaları var.
El Nusra en ciddi sorunlardan biridir ve El Kaide’nin uzantısıdır ve orada çok sayıda silahlı gücü var. Ayrıca “Irak İslam devleti” isimli bir örgüt çıktı ortaya. Bunların her biri Suriye’de kendi egemenlik alanını yaratmaya çalışıyorlar. Hükümeti değiştirelim de orada tüm Suriye’yi kapsayacak, meşru bir hükümet kuralım diyenlerin sayısı giderek azalıyor. Orada PYD kendi bölgesinde egemenliğini kuracak El Nusra kendi egemenliğini kuracak. Selefiler egemenlik kuracak. Suriye’yi, orada yan yana yaşayan farklı egemen grupların bir arada olduğu bir ülke haline getirmek istiyorlar. Öyle zannetti ki hükümet, kısa sürede Esad gidecek, Türkiye’nin desteklediği Müslüman Kardeşler ağırlıklı muhalif güçler iktidar olacak orada ve Türkiye’nin etkisi artacak bölgede, bütün bunların sonucunda Esat yönetimi gidecek yeni bir yönetim gelecek falan. Bir kere bunun yanlış olduğu çıktı ortaya. Yarının ne getireceğini kimse bilemiyor. Bir taraftan Lübnan’daki Hizbullah Esad’ın yanında muhaliflerle savaşıyorlar, bir taraftan başka gruplar Esad’a karşı savaşıyor, Avrupa’dan ve ABD’nin gelen İslami gruplar var sayıları şu an 600’e ulaştığı söyleniyor, bir kısmı Rusya’dan geliyor. Bunlar da Esad’a karşı savaşıyorlar. Esad’ın yanında savaşmak için gelenler de var. Yani tam bir karmaşık durum varortada. İspanyol iç harbinin başlangıç dönemlerini hatırlatıyor. Artık Suriye toprağında farklı ülkeler kendi menfaatlerinin savunuyorlar. Bunların amacı ne? Burada büyük devletlerin birinci hedefi İsrail’in güvenliğidir. Çünkü Suriye üzerinden Hizbullah’a kadar uzanan bir Şii kuşağın kilit noktasıdır. Bu yolla İran’dan Hizbullah’a silah gidiyor, İsrail’in güvenliğini tehdit ediyor. İsrail de diyor ki bu silahların geçmesini her yola başvurarak önleyeceğiz. Birkaç ay önce Suriye’nin Lübnan’la sınırının güneyini bombardıman ettiler, geçen hafta da kuzeyini bombardıman ettiler. Hatta Rus kaynakları bu bombardımanın Türkiye üzerinden yapıldığını da iddia etti. Sonra Türkiye bunu yalanladı ama durum çok ciddi.
Barış süreci ile ilgili olarak da hükümet öyle bir hava yaratmaya çalıştı ki medya yolu iile, hükümetin izlediği barış süreci denilen politikanın aksini savunanlar kötü niyetlidir, art niyetlilerdir, terörün devamından menfaat umuyorlar. Yani hükümetin politikasını eleştirmek neredeyse imkansız hale geldi. Aksini söyleyemeyeceksiniz. Dediğiniz anda kötü niyetlisiniz. Böyle bir demokrasi var mı dünyada? Bence baştan sona yanlıştır ve hukuk devleti le kesinlikle bağdaşmamaktadır. Terörü bitirmeyi herkes istiyor. Mesele şu: siz bunun uğruna anayasanızı terör örgütü ile müzakere masasına mı yatıracaksınız? Efendim biz hiç taviz vermiyoruz. Radyosu vardı, TV verdik sadece diyorlar.. Bunun karşılığında PKK teröristleri çekecek, her şeyi yapacak ama siz hiçbir şey vermemiş olacaksınız. Başbakanın açıklamalarına bakın biz hiçbir şey vermiyoruz. Ama terör örgütü lideri ne diyor? Anayasayı değiştireceksiniz, vatandaşlığı şöyle yazacaksınız diyor, arkadaşlarına bunun metnini dikte ediyor. Onlar rejim pazarlığı yapıyor. Yabancılar bunu alkışla karşılıyor. ABD eski başkanı Bush15 Mayıs 2008’de, İsrail’de yaptığı konuşmada diyordu ki, “Bazıları bizim teröristlerle görüşmemizi telkin ediyorlar, bu çılgınca bir düşüncedir. Tarih bunun yanlışlığını kanıtlamıştır biz hiçbir zaman teröristlerle mücadele etmeyeceğiz.” Fakat bakıyorsunuz Türkiye’nin teröristlerle müzakere etmesini en çok ABD alkışlıyor. Böyle bir ilke var mı? Teröristle devletin rejimini müzakere ediyorsunuz.
Türkiye’de 35.000 insan öldü, bunun sorumlusu terör örgütüdür. 8.000 güvenlik gücümüz şehit oldu, çok sayıda sivil vatandaşımız öldü, masum insanlar, imamlar, öğretmenler, bebekler öldü. Biz bunları terör örgütü öldürdü zannediyorduk meğer eceliyle ölmüşler! Madem ki terörist değil bunlar, kim öldürüyor o zaman? Bu terör örgütü liderini Türkiye’de bir mahkeme yargılayıp mahkum etmedi mi? Bunlar terörist değildir, özgürlük için mücadele ediyorlardı mı diyeceğiz? Siz bunu yaparken bir taraftan da rektörler, gazeteciler, siyasi parti lideri bir sürü aydın da terör örgütü üyesi olma iddiasıyla yargılanacaklar.
Bir tarafta yurtdışına kaçmış teröristleri kırmızı bülten ile arayacaksınız Türkiye’ye getirmek için, bir taraftan da eylem yapmış, adam öldürmüş teröristlerin de yurtdışına çıkmasını önereceksiniz.. Hangi hukuk devletinde suç işlemiş insanların sınır dışına gitmesine devlet göz yumar? Bir insan bir insanı yaralasa siz ona der misiniz, silahını göm toprağa git Gürcistan’a, Bulgaristan’a? İnsanlarımız eşit değil mi? Aklın durduğu noktadayız.
Anayasamızın 6. maddesi diyor ki hiç kimse anayasadan almadığı bir yetkiyi kullanamaz. Başbakan anayasanın hangi maddesinden aldığı yetki ile bunlara sınır dışına çıkabilirsiniz diyor? Terörü bitirmeye karar verdilerse bunlar yargıya teslim olurlar, cezalandırılır, sonra hükümet şefkat gösterir af çıkarır, tüm bunlar yapılır. Ama hukuku tahrip ederek değil. Türkiye’de şimdi artık Başbakanın ağzından çıkar her söz hukuk sayılıyor. Siz bana söyleyebilir misiniz? Başbakanın teröristlerin yurtdışına çıkmasına yetki vermeye hakkı var mıdır? Neye göre?
Bunlar tartışılamıyor Türkiye’de. İmaj değiştirilmeye çalışılıyor. Şimdiye kadar Halk TV’de de duyamıyorduk bunları. Öyle şeyler söyleyeceksiniz ki insanların beynini yıkayacaksınız. Çağdaş ülkelerde hiç olmayan şeyler Türkiye’de olacak. Bana bir ülke gösterin ki dünyada o ülkenin başbakanı terör örgüt üyeleri topraklarımızdan şu ülkeye gitsin desin. Üstelik terörü ihraç etmeye hakkınız var mı? Yaptığınız iş hem milli hukuk hem uluslararası hukuk açısından savunulur bir iş değil. Türkiye’de artık bütün ölçüler şaştı. Sırf bu süreç başarıya ulaşsın diye veremeyeceğimiz yok. Taksim’de karanfil koyan adama devletin bütün güçleri ile müdahale ediyorsunuz, bir taraftan adam insan kaçırıyor, askeri üslere saldırıyor, askerleriniz yaralıyor, asayiş birliği kurduruyor onlara çıt yok. Ne doğru dürüst bir tepki var ne bir tedbir var hükümet tarafından. İki hukuk var yan yana çalışan. Bir tarafta hükümeti protesto etmek en ağır suçtur, öbür tarafta devlete karşı, halka karşı en ağır suçları işleyenlere tepki göstermezsiniz. Bunların halk tarafından kabul edilmesi isteniyor ve medya da buna aracı olarak kullanılıyor. Bir kişi Fransa’da çıkıp da televizyona Carlos aslında terörist değil de boşuna yanlış yere terörist dediler, aslında o siyasi mücadele veriyordu, der mi? İzin verirler mi? İngiltere’de televizyonlarda terörü müdafaa edebilir misiiniz?. Türkiye’de görülüyor ki, fiilen serbesttir. Türkiye’de İktidarıyla muhalefetiyle herkes bütün hukuksuzlukları sineye çekerek derse ki efendim süreç başarıya ulaşsın, o uğurda veremeyeceğimiz yoktur, buyursunlar yapsınlar o zaman. Benim söyleyeceğim bu kadar.
Türkiye’nin Mısır’daki gelişmelere gösterdiği tepkiye bakın. Dünyada bizden daha büyük tepki gösteren yok. Darbe oldu diyor. “Ne zaman askerler müdahale ederse, biz tepki gösteririz”. Peki Mübarek’in devrilmesi sırasında ve sonrasında iş başına gelen askeri yönetime de böyle mi davrandınız? Başbakan Kahire’de Cunta lideri Tantavi’yi ziyaret etti ve cunta hükümeti ile stratejik işbirliği antlaşması yaptı, 13 Nisan 2011’de. Yani hangisi sizin politikanız? Orada siz askerin müdahale etmesine mi tepki gösteriyorsunuz? Yoksa askerlerin Müslüman Kardeşleri bertaraf etmesine mi tepki gösteriyorsunuz? Çünkü öyle anlaşılıyor ki, sizin bütün stratejiniz hem Mısır’da hem Suriye’de hem de başka Ortadoğu ülkelerinde Müslüman Kardeşlerin iktidar olmasına yönelikti, politikanızın özü bu. Müslüman kardeşler Mısır’da iktidarı kaybettiği için siz her türlü tepkiyi gösteriyorsunuz. 12 milyon insan sokağa çıktıysa demokratik bir şekilde iş başına gelen insanın darbe ile devrilmesi için mi çıktı? Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde askeri hükümet kimin aday olup kimin olamayacağına karar veriyor. Aday olanlardan 10 tanesini veto ediyor. Muhalif partilerin dediğine bakaranız, dünyadan olağanüstü mali yardım alıyor, Mursi seçilebilmek için ve seçimlerde bir çok kişiye oy kullandırtmıyorlar ve %51.8 ile Mursi iktidar oluyor. Buna gerçek demokratik bir seçim demek kabil mi? O insan ne demiş, bir kadın hiçbir zaman Mısır’da cumhurbaşkanı olamaz. Çünkü Mısır cumhurbaşkanı aynı zamanda dini lider olacak ve kadından olmaz diyor. Bu insanı da demokratik olarak takdim ediyorsunuz. Suriye’de bütün derdiniz Müslüman Kardeşleri iktidar yapmak. Göremiyorsunuz ki Müslüman kardeşlerin yanı sıra pek çok şiddet yanlısı grup var, her birinin kendi menfaati var. Başbakan geçen sene ne dedi PYD için? Bu bir terör örgütüdür, Suriye’nin kuzeyinde bir bölgeyi kontrol etmesini kesinlikle kabul edemeyiz, sıcak takip hakkımız var, müdahale ederiz dedi. Ertesi gün ABD sözcüsü ne dedi? Türkiye, Suriye’de askeri maceralardan kaçınsın. İki gün sonra Obama’nın fotoğrafı yayınlandı elinde beysbol sopası. Bayan Clinton ne dedi, Suriye’de özerk bölge kurulmasını destekliyoruz ve genişletilmesini istiyoruz dedi. Hedef Esad’ı devirmek. Belli ki İsrail’in güvenliği söz konusu. Ortadoğu’da demokrasiye bu kadar önem veriyorsanız başka Ortadoğu ülkelerine niçin tepki göstermiyorsunuz? Bunlar Türkiye’yi çok büyük maceralara götürür. Biz cumhuriyetin kuruluşundan bu yana maceracı politikalar izlemedik. AKP’nin eski dışişleri bakanı bile Türkiye bunların dışında durmalıdır diyor. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Ceylanpınar’da olanlara bakın. Bir kaza bir tahrik Türkiye’yi ateş topunun içine sokacak. Hem içeride hem dışarıda izlenen politikalar son derece yanlıştır. Burada basına da muhalefete de çok büyük görev düşüyor Benim kanaatim, Türk milleti böyle bir durumu sineye çekecek millet değildir.

İzlenme: 3409 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ