• DOLAR 3,9205 TL
  • EURO 4,6340 TL
  • Altın 162,8947 TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

Kıbrıs konusunda kaygı verici gelişmeler

Onur Öymen

Onur Öymen

E-Posta : ooymen@hotmail.com

 Emekli Tümamiral Soner Polat, değerli gazeteciler Saygı Öztürk ve Sebahattin Önkibar’la birlikte Kıbrıs’a yaptığımız ziyarette üst düzeydeki siyasetçiler ve uzmanlarla görüştük. Kıbrıs konusunda yürütülen müzakerelerin ulaştığı aşama hakkında maalesef kaygı verici bilgiler aldık. 

Kıbrıs Türkleri için çok olumsuz sonuçlar verebilecek olan Kofi Annan Planı 2004 yılındaki referandumda AKP Hükümetinin telkiniyle Kıbrıs Türkleri tarafından onaylanmış ancak Rumların reddetmesi nedeniyle yürürlüğe girmemişti. O zaman BM Genel Sekreteri olan Kofi Annan, taraflardan biri reddederse bu planın geçersiz olacağını açıklamıştı. Plan Rumlar tarafından reddedildiğine göre artık gündemden çıkması gerekiyordu. Ancak, anlaşıldığına göre böyle olmamış, Türk tarafı büyük bir fırsat kaçırmış ve daha sonraki görüşmeler gene Annan Planı üzerinden yürütülmüş, üstelik Plan Rum tarafı lehine, Türk tarafı aleyhine önemli değişikliklere uğratılmıştır.

Bize verilen bilgilerden anlaşıldığına göre KKTC’nin elindeki bazı topraklar Rum tarafına bırakılacak, bu topraklara yüz bine yakın Rum yerleştirilecektir. Orada yaşayan Türklerin göç etmeleri gerekecektir. Ayrıca on binlerce Rum’a da Türk tarafına yerleşme hakkı tanınacaktır.

1974 Barış Harekatı sırasında 10 yaşının üzerinde olan Rumlara, “duygusal bağ” diye adlandırılan bir gerekçeyle aileleriyle birlikte Kuzeydeki eski evlerine yerleşme hakkı tanınacaktır. Yani on binlerce Rum da bu olanaktan yararlanarak Kuzeye yerleşecektir.

Ayrıca AB’de geçerli olan seyahat, yerleşme ve iş kurma hakkı Kıbrıs’ta da geçerli olacak ve Rumlar bu haktan yararlanarak da Kuzeye yerleşebileceklerdir. Görüşmeler sırasında BM Temsilcisinin “Yakında Kuzeydeki Rumların Türklerin sayısını aşacağını” söylediği ifade edilmektedir. Böylece Denktaş’ın Makarios’la imzaladığı anlaşmadan beri temel ilke sayılan “iki kesimlilik” fiilen ortadan kaldırılacaktır. 

Türklerin nüfusunun Rumların dörtte biri olması da ilke olarak kabul edilmiş ve 803.000 kişilik Rum nüfusuna karşılık 220.000 kişilik Türk nüfusuna razı olunmuştur. Bize söylendiğine göre, bu sayı şu anda Adada bulunan Türkler ile yurt dışında yaşayan KKTC vatandaşlarının toplam sayısının yaklaşık üçte biri kadardır. Kaldı ki, nüfus artışının sınırlandırıldığı bir anlaşmanın yapılması akla ve sağduyuya aykırı olacaktır. Dünyada böyle bir örneğin varlığını işitmedik.

Mülkiyet konusunda ciddi sorunlar çıkacağı ve Adada çok önemli toprak varlığı olan Türk vakıflarının, İngiliz sömürge yönetimi zamanında hileli yollardan Rum Kilisesine bırakılan topraklarının geri alınamayacağı anlaşılmaktadır.
Türk tarafının görüşmelerde razı olduğu bu ve benzeri tavizler karşılığında Rum tarafının hala 1960 Antlaşmalarıyla tesis edilen Türkiye’nin garantörlüğüne karşı çıktığı, dönüşümlü başkanlığı henüz kabul etmediği, aynı antlaşmalarla sağlanan Türklerin veto hakkını sulandırmaya çalıştığı görülmektedir.

Bütün bunlardan daha önemlisi Kıbrıslı Türklerin güvenliğinin teminatı olan Türk askerlerinin büyük çoğunluğunun Adadan ayrılmasıyla ciddi bir güvenlik boşluğu doğacak olmasıdır. Kofi Annan Planına göre Adada sadece 650 Türk askeri kalacak, onlar da zaman içinde Kıbrıs’ı terk edecekti. Bugün bütün Orta Doğu bir ateş yumağı haline dönüşmüşken barışın ve güvenliğin tam olarak sağlandığı tek bölge Kıbrıs’tır. Türk askerleri giderse Adada yaşayan Türkler bugünkü güvenlik koşullarından mahrum kalacaktır. Bu durum Türkiye açısından da ciddi güvenlik sorunları doğuracaktır. 

Türkler aleyhinde ortaya çıkan ve şimdiye kadar Türk kamuoyuna yeterince duyurulmayan bütün bu gelişmelerin bazı büyük devletlerin baskı ve yönlendirmeleriyle şekillendiği anlaşılmaktadır. Geçen hafta Adayı ziyaret eden İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson ile birkaç gün önce Adaya gelen Amerikan Dışişleri Bakan Yardımcısı Jonathan Cohen’in temaslarının, ABD Başkan Yardımcısı Biden’in telefon Kıbrıslı liderlerle yaptığı telefon görüşmelerinin bu son gelişmelerde etkili olduğu ifade edilmektedir. Başkan Obama’nın görevden ayrılmadan önce Kıbrıs konusunda bir başarı elde etme arzusunda olduğu anlaşılıyor. 
Bazı AB ülkelerinin Kıbrıs’taki Büyükelçilerinin de sanki anlaşma sonuçlanmış gibi, Türk tarafındaki bazı toplantılara katılarak referandumda olumlu oy kullanılması için şimdiden propagandaya başlamaları Kıbrıs’taki önemli siyasetçilerin tepkisini çekmiştir.

9-11 Ocak tarihlerinde Cenevre’de yapılacak müzakerelerin ve 12 Ocakta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin iki toplum liderleriyle birlikte katılacakları beşli müzakerelerin çözümü, daha doğrusu Türkler açısından “çözülmeyi” sonuca bağlamayı hedeflediği görülmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 29 Kasım'da “O kadar şehit kanı var neyi veriyorsun?” sözleri Kıbrıs'taki bazı siyasetçileri ümitlendirmişse de yukarıda sözü edilen olumsuz gelişmelerin ve verilen tek taraflı tavizlerin Ankara’nın rızası olmadan gerçekleştiğini düşünmek zordur.

Başarısızlığı halka başarı gibi göstermekte öteden beri etkili olan iç ve dış siyasi çevrelerin ve basının bu son derecede sakıncalı ve tehlikeli gelişmeleri sonunda halkımıza zafer gibi takdim etmeleri şaşırtıcı olmayacaktır. Şimdiden Türk basınında bu yolda yazılara rastlanmaktadır.

Evvelce Kofi Annan Planına destek olan AKP iktidarının şimdi de aynı çizgiyi sürdürmesi şaşırtıcı sayılmayabilir. Ancak halkımız Kıbrıs harekatının mimarı olan Bülent Ecevit’in o zamanki partisi CHP’den bu milli davaya güçlü biçimde sahip çıkmasını beklemektedir. 16 Ağustos’ta kendisini ziyaret eden KKTC Cumhurbaşkanı ve Baş müzakereci Mustafa Akıncı’dan bilgi aldıktan sonra yaptığı açıklamada Sayın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Kıbrıs'ın bizim milli davamızdır, partiler üstü bir politika güdülmesi gerektiğini biliyoruz dedikten sonra “Sayın Akıncı’ya da bunu ifade ettim. Son derece başarılı bir süreç götürüyor” demiştir. Bu sözlerden CHP’nin son gelişmeler hakkında yeterince bilgilendirilmediği izlenimi alınmaktadır.

Daha fazla gecikmeden konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde ele alınması, evvelce TBMM’nin Kıbrıs konusunda oy birliğiyle aldığı kararların hatırlatılması ve halkımıza Kıbrıs’ta nelerin feda edildiğinin bir an önce açıklanması ertelenemeyecek bir ödev olmuştur.

 

Cumhuriyet tarihimizde dış baskılar ve ambargolar altında taviz verdiğimizin örneğini bulmak mümkün değildir. Son olarak 1975 yılında ABD Kongresinin, daha sonra 1993 yılında Almanya’nın uyguladığı silah ambargosu Türkiye’nin sert tepkisiyle karşılaşmış ve sonuç vermemiştir. Şimdi maalesef bir yandan KKTC’ye uygulanan ambargolar, bir yandan da Kıbrıs Rum Yönetiminin Türkiye’nin AB müzakere başlıklarından altısına koyduğu ambargoların altında yürütülen müzakerelerin sonunda Rum tarafının taleplerine boyun eğilecek midir? Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin kahramanı Rauf Denktaş’ın kemiklerini sızlatacak ve Kıbrıs’ın Girit gibi elde çıkmasına yol açacak bir sonuca Türk milleti razı olacak mıdır? Kıbrıs’ın Girit gibi elden gitmesine seyirci kalanlar tarih karşısında sorumluluk taşıyacaklardır.Şimdi baskılara direnmenin zamanıdır.

 

Saygılar, sevgiler...

 

Onur Öymen 

İzlenme: 2971 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ