• DOLAR 3,9153 TL
  • EURO 4,6553 TL
  • Altın 162,9933 TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

Son gelişmelerle ilgili gözlem ve düşünceler

Onur Öymen

Onur Öymen

E-Posta : ooymen@hotmail.com

Son günlerde medyalara verdiğim mülakatlarda özetle şunları söyledim:
Demokrasi içinde yaşayacaksanız bazı kurallara uymanız gerekir. Sizi eleştiren herkese hücum etmek demokrasinin kurallarıyla bağdaşmaz.
Amerika, Başkan Obama'nın Başbakan Erdoğan'la yaptığı telefon görüşmesinden önce 17 defa açıklama yaptı. Her defasında barışçı gösterilere karşı güç kullanılmaması, ifade ve toplanma özgürlüğüne saygı gösterilmesi gerektiği görüşlerini savundu, NATO Genel Sekreteri Rasmussen'le Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Jagland da aynı doğrultuda açıklamalar yaptılar. Jaglland bir otelin içine biber gazı sıkılması Avrupa İnsan Haklari sözleşmesine aykırıdır ve mazur görülemez, dedi.Aksini söyleyen çıkmadı.
Biber gazını başka ülkeler de kullanıyor demek yetmez. Nasıl kullanıyor? İnsanların kafasını gözünü hedef alarak gaz kapsüllerini atmak kurallara uygun mü? Hangi ülkeler bunu yapıyor?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde İnsan hakları alanında en çok mahkumiyet kararı verilen ülkelerin başında Türkiye geliyor. Özellikle İfade özgürlüğününün ihlalinde en kötüler arasında yer alıyoruz.
Türkiye dünyanın dışında yaşamıyor. Demokratik ülkeler toplumunun üyesidir. İnsan hakları konusunda pek çok uluslararası antlaşmayı imzalamıştır. Siz şimdi dünyada sizi eleştirenleri eleştirerek haklı olduğunuza kimseyi inandıramazsınız.
Maalesef hükümet Türkiye'yi demokratik ülkeler arasından hızla uzaklaştırıyor. Dünyada 89. sıraya geriledik. Bu durumdan kurtulmanın yolu Alman başbakanına, bazı yabancı kuruluşlara ağır suçlamalarda bulunmak değildir.
Dünyada oy çoğunluğunu alan hiçbir iktidara insan haklarını ihlal etme hakkı verilmemiştir. Türkiye daha önce polisin aşırı güç kullanımı nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mahkum edilmiş bir ülkedir. Mahkeme bu nedenle Fransa'yı da Macaristan'ı da, Bulgaristan'ı da mahkum etti.
Avrupa Parlamentosu her yıl Türkiye'yle ilgili bir rapor yayınlar. Bu raporlarda eleştiriler vardır, yer yer övgüler vardır. Şimdiye kadar AKP Hükümetleri "sizin ne hakkınız var Türkiye'yle ilgili rapor yayınlamaya" demedi. Bu son raporun farkı ne? Şimdi ilk defa bu kadar açık ve net bir eleştiride bulunuyorlar. Üstelik bu eleştirilerin bir bölümü doğrudan doğruya Başbakan'ın şahsına yönelik. Ayrıca sadece Gezi Parkıyla ilgili bir eleştiri değil, çok daha kapsamlı. İşte bütün bunlara tahammül edemediler. Avrupa'dan sorumlu Bakan, Avrupa Parlamentosunun bütçenin dışında hiçbir yetkisi yoktur diyor. Şunu bilmemesi mümkün mü? Bir ülkenin AB'ye üye olabilmesi için Avrupa Parlamentosunun onayı gerekiyor.
Şu soru sorulabilir: Peki, Avrupa Parlamentosunun bu konuda hiç hatası olmadı mı? Oldu. Biz Türkiye'de insan hakları alanında yaşanan sorunları anlattığımız zaman bazıları anlamak istemediler, kabul etmek istemediler. Bazıları tek taraflı bir yaklaşım içindeydi. Türkiye raportörünün odasında Başbakan Erdoğan'ın futbolcu kıyafetiyle çekilmiş, eşofmanlı büyük boy posteri vardı. Çoğu zaman AKP iktidarının demokratik ve özgürlükçü olduğuna inanmak istediler. Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye'deki insan hakları konusunda duyarlılığını ortaya koyması için gençlerin sokağa mı dökülmesi gerekiyordu? Bazı gençlerin ölmesi, çok sayıda gencin yaralanması mı gerekiyordu? Örnek vereyim: Referanduma götürülen son anayasa değişiklikleri gündeme getirildiğinde onlara bu değişikliklerin Türkiye'de demokrasiyi, özellikle yargı bağımsızlığını geriye götüreceğini anlattık. Bugün yaşanan sıkıntıları o günden görüp onları uyardık. Buna rağmen büyük çoğunluğu bu değişiklikleri desteklediler. Ergenekon davası ilk çıktığında aldıkları kararda "bu devlet içine sızmış bir çetedir, derhal yargılanıp cezalandırılması gerekir" dediler. Onlara daha ilk iddianame bile çıkmadı, bunu nereden biliyorsunuz, dedik. biz herşeyi başından beri biliyoruz dediler. Ancak Avrupalıların bir özelliği var: insan hakları ihlalleri, polisin aşırı güç kullanması artık gözlerden saklanmayacak kadar ortaya çıktığı zaman ona tepkisiz kalamıyorlar. Yoksa kendi kamuoylarının desteğini kaybederler. Bütün Avrupalı ülkelerin halkı bu konularda çok duyarlı.
Başbakan bize tepki gösteriyorlar, ama başka ülkelerdeki ihlallere sessiz kalıyorlar diyor. Doğru değil. Son örnek Macaristan. Orada yeni anayasa yapılırken Başbakan Orban'ın yetkilerini aşırı derecede arttıran hükümler konulduğunda, anayasa mahkemesinin yetkileri kıisıtlandığında büyük tepki gösterdiler. Daha önce Avusturya'ya, Slovakya'ya, Hırvatistan'a o ülkelerdeki insan haklarına aykırı gelişmeler nedeniyle tepki gösterilmişti. Şimdi Türkiye'deki gelişmelere karşı büyük tepki var. Liberal Grup Başkanı Verhofstadt Başbakanı çok kuvvetli bir dille suçladı. Başbakanın söylemlerini "korkutucu ve öfke dolu" olarak nitelendirdi. Bild gazetesine bakın, der Spiegel dergisine bakın, Amerikan basınına bakın. Bunlar komünist değil, anarşist değil...
Bunlar yalnız hükümeti değil, muhalefeti de eleştiriyorlar. Türkiye'nin laik ve modern bir toplum haline getirilmesinde muhalefete de sorumluluk düşer deniliyor. Amerikan basınında iktidar kuvvetle eleştirildikten sonra, maalesef muhalefet de zayıf, iktidarı üstlenecek durumda değil diyorlar. Bu durumda AKP iktidarda kalsın ama liderini değiştirsin diyor bazıları. Niçin böyle diyorlar? Bence sebebi şu: Bunlar Kıbrıs konusunda, Ermeni meselesinde, Kürt açılımında, Patrikhanenin talepleri konusunda AKP iktidarınnın kendi telkinlerini kabul edeceği izlenimini aldılar. Avrupa Parlamentosunun metinlerini okursanız bütün bu konularda AKP hükümetine övgüler yağdırdılar. Her ne kadar bazen Türkiye'deki basın ve ifade özgürlüğü, bazı davalarda usul kurallarına yeterince özen gösterilmediği gibi konularda eleştirilerde bulundularsa da genel hava çoğunlukla Hükümeti pek rahatsız edici nitelikle değildi, son gelişmelere gelinceye kadar...
Başbakan'ın son zamanlardaki beyanlarına bakarsanız Atatürk döneminde devlete karşı silahlı ayaklanmada bulunanlara sahip çıkıyor, 30 yıldan beri 35.000 kişiyi öldüren bir terör örgütüyle müzakereye oturmakta sakınca görmüyor. Son günlerde askeri birliklerimize saldıran, askerlerimizi yaralayan, adam kaçıran, iş makinelerini yakan, kendi polis teşkilatını kurduğunu gösterişli biçimde ilan eden PKK'ya Başbakanın tepkisini duyamıyoruz. Buna karşılık barışçı gösteriler yaparak kendi Hükümetini eleştirenlere tahammülü yok. Atatürk'ün en yakın arkadaşı, Kurtuluş Savaşı ve Lozan kahramanı, Türkiye'de çok partili rejimi yerleştiren demokrasi öncüsü İsmet İnönü' ye faşist diktatör diyecek kadar ölçüyü kaçırmış. Ne yazık ki, İnönü'nün çok uzun yıllar Genel Başkanlığını yaptığı CHP'den bu sözlere hak ettiği cevabı veren çıkmıyor.
Benim kanımca bütün bu yaşananlardan, halkın önemli bir bölümünün tepkileri görüldùkten sonra siyasetin kendini yenilemesi uygun olur. Kadrolarıyla, söylemleriyle ve politikalarıyla iktidar da muhalefet partileri de kendilerini yenilemelidirler.

İzlenme: 3441 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ