• DOLAR 3,5041 TL
  • EURO 4,1885 TL
  • Altın 145,5267 TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

Türkiye'ye karşı propaganda saldırısı - Ermeni soykırım yalanı

Onur Öymen

Onur Öymen

E-Posta : ooymen@hotmail.com

 

Onur öymen Bursa'da Ermeni soykırım yalanını bitiriyoruz panelinde" konuştu. Onur Öymen, "100 yıl öncesinin olayları dolayısıyla Türkiye’yi sanık iskemlesine oturtulmaya çalışılarak ülkemizden başka konular için taviz alınmaya çalışılmaktadır. Bizim bu propagandaya karşı yapmamız gereken, Ermeni çetelerinin vatandaşı oldukları Osmanlı İmparatorluğunu arkadan hançerlemek için neler yaptıklarını ve büyük devletlerden nasıl himaye gördüklerini halka anlatmak ve bir suçluluk psikolojisinden kurtulmak olmalıdır." dedi.


TÜRKİYE'YE KARŞI PROPAGANDA TARRUZU

Ermenilerin sözde soykırım iddiasının 100. Yılı vesilesiyle

2015’te dünyanın çeşitli bölgelerinde ve ülkelerinde Türkiye’ye karşı bir propaganda taarruzunda bulunacakları anlaşılıyor.

Esasen yıllardan beri bu propagandayı sürdürüyorlar. İkna edebildikleri bazı ülkelerin parlamentolarında kendi görüşleri doğrultusunda kararlar çıkartıyorlar.

ÜLKEMİZDE ERMENİLERİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIYANLAR BULUNMAKTADIR.

Daha da kötüsü maalesef ülkemizde bazı sözde bilim adamlarının ve gazetecilerin meselenin bütün boyutlarını ele almadan ve bu iddiaların gerçek olup olmadığını araştırmadan bu soykırım iddialarını doğru kabul ederek televizyon programları yapmaları, konferanslar vermeleri, makaleler yazmaları ve Ermenilerin değirmenine su taşımalarıdır.

Bunun son örneklerinden biri birkaç gün önce değerli  gazeteci Hrant Dink’in herkesçe nefretle karşılanan katledilmesinin yıldönümü vesilesiyle İstanbul’da düzenlenen yürüyüşte bu cinayetle sözde soykırım iddiasının  aynı çerçeve içinde kullanıldığı bir pankartın altında çok sayıda siyasetçinin ve aydının yürümek zorunda bırakılmasıdır.

TÜRKLERE KARŞI YAPILAN HAKSIZLIKLARI YAZAN YABANCI YAZARLAR ..

Kuşkusuz, Türkiye’nin tezlerini cesaretle, karalılıkla savunan bilim adamları ve gazeteciler de vardır. Ancak gönül ister ki fikir özgürlüğüne olan bütün saygımıza rağmen bir milletin, bir neslin insanlık dışı cinayetlerle, soykırım yapmakla suçlanmaya çalışıldığı bir ortamda o iddialara destek olanlar hiç değilse tarihi daha zengin kaynaklardan araştırsınlar ve aksi yönde düşünen yani Türklere yapılan haksızlıklara karşı çıkan yabancı yazarların da görüşlerini yansıtsınlar.

Türkiye yıllardan beri bu haksız, ölçüsüz propagandalara karşı gerçekleri anlatmaya, iddiaları çürütmeye dayalı bir savunma stratejisi izlemektedirAcaba doğru mu yapılıyor? Sadece savunmada kalarak bir davayı kazanabilir misiniz? Türklerin hem o tarihlerde, hem de daha yakın tarihlerde Ermeni zulmünden neler çektiğini anlatmayacaksınız. Sadece biz o iddia edilen şeyleri o ölçüde yapmadık diyeceksiniz. Bu doğru mudur?

ERMENİ ÇETELER OSMANLI İMPARATORLUĞUNU ARKADAN HANÇERLEMİŞTİR.

Kuşkusuz, Ermenilerin bu haksız suçlamalarını cevapsız bırakmamak lazımdır, ama stratejimizin ağırlık noktası bence bu olmamalıdır.

Stratejimizin ağırlık noktası 100 yıl önce Ermeni çetelerinin vatandaşı oldukları Osmanlı İmparatorluğunu arkadan hançerlemek için neler yaptıklarını ve büyük devletlerden nasıl himaye gördüklerini halka anlatmak ve bir suçluluk psikolojisinden kurtulmak olmalıdır.

 "Ermeni soykırımı yalanını bitiriyoruz" panel konuşması

Onur Öymen Bursa'da düzenlenen ermeni soykırım yalanını bitiyoruz panelindeki konuşmasında, ortada bir siyasi hedef olduğunu , 3T kuralının işlediğini, buradaki hedefin Türkiye'den soykırımın tanıması, ardından tazminat ve toprak talebi olduğunu açıkladı. 

Acaba, 19. Yüzyılın sonlarında neler olmuştu? 

Ermeniler neler yapmıştı ve dünya bunları nasıl değerlendirmişti?

Pierre Loti’nin “Ermenistan Katliamları” başlığıyla 1918 yılında Paris’te yayınlanan ve Ermenilere yönelik bazı eleştirilerin yer aldığı bölümleri sansürlenen kitaptan bir alıntı yapalım:  

1896’da Anadolu’nun bir şehrinde, Fransız Konsolosluğu’nda olabildiğince çok Ermeni’ye kucak açanFransa konsolosu dışarıda olan biteni izlemek için terasına çıkar. O sırada arkasından atılan iki merminin kulaklarındaki uğultusuyla geriye döner ve yandaki bir binadan kendisine nişan almış bir Ermeni görür. O Ermeni yakalanır ve sorgusunda şunları söyler: “Bunu Türkler suçlansın ve Fransızlar konsoloslarının ölümünden onları sorumlu tutup Türklere karşı harekete geçsinler diye yaptım.” İşte Pierre Loti bu hikayeyi anlatıyor.

Benzeri bir örnek de şu: 1890 yılında Tiflis’te kurulan Taşnaksütyun partisinin bir temsilcisi Robert Kolejin kurucusu Hamlin’e şunları anlatıyordu:

“Hedefimiz Türkleri ve Kürtleri öldürmek, onların köylerini yakmak, sonra da kaçarak dağa çıkmaktır. Bu saldırılara tepki olarak Müslümanlar da Ermenilere saldıracak ve onları öldürecektir. Rusya bu saldırılara tepki olarak insanlık ve Hıristiyanlık namına müdahale edecek ve Ermenilerin yaşadıkları bölgeleri ele geçirecektir.” Bu ifadelere nakleden Amerikali Profesör Justin McCarty buna benzer daha pek çok olay anlatıyor.

İşte Ermeni meselesinin arkasında yatan gerçek budur. 

Ermeniler yabancı ülkelerin tahrikleri ve teşvikleriyle vatandaşı oldukları Osmanlı imparatorluğuna karşı ayaklanmışlardır ve Türkiye’nin hasmı olan ülkelere silahlı destek vermiştir.

Pierre Loti de biraz önce sözünü ettiğim kitabında 1896 Ermeni Katliamı ile ilgili olarak da şunları söylüyor: “Bu saldırıları Ermeni Devrimci Partisi düzenlemişti. Bir grup genç suikastçı “Bu şehir kısa sürede kuşkusuz  külden bir çöle dönecek” yazan afişleri İstanbul sokaklarına yapıştırmışlardı. Genç Ermeni suikastçılardan bir bölümü Osmanlı Bankasını ele geçirip havaya uçurmaya hazırlanırken diğerleri de Samatya mahallesini kana buluyorlardı. Bunu dehşet dolu 18 saat takip etti. Dinamitler patlatıldı. Her yerde askerlerin başlarına Ermenilerin pencerelerden fırlattıkları bombalar yağdı. Cuma namazı için camiye giden Sultan hedef alındı. Dünyadaki hangi ulus böyle bir saldırıya ibret verici bir cezayla karşılık vermez?”

Pierre Loti bunları yazıyordu.

ERMENİ TERÖRİSTLERE NE OLDU?

Peki 14 Ağustos 1896 tarihinde gerçekleştirilen  bu saldırının sorumlusu olan Ermeni teröristlere ne olmuş? Büyük devletlerin baskısı ile herhangbir ceza almadan kurtulan bu teröristler, İngiltere’nin Berlin büyükelçisi olan Sir Edgard Vinsel’in yatıyla Marsilya’ya götürülmüşler.

ERMENİLERİN HEDEFİ AVRUPA'DA HAÇLI ZİHNİYETİ YARATMAK..

Bu gerçekler artık bazı Avrupalı devlet adamlarının da gözünden kaçmıyordu. Fransız Dışişleri Bakanı Hanotaux, 1896 yılının Kasım ayında Mecliste yaptığı bir konuşmada şöyle diyor: “Türkiye’nin bugün söz konusu olan bölgelerinde Ermeniler nüfusun sadece %13’ünü teşkil ediyor. Ermenilerin hedefi Osmanlı yönetiminin aşırılıklarını sürekli olarak dile getirerek Avrupa’da bir Haçlı zihniyeti yaratmaktır.”

Fransızlar bu gerçekleri görmeye başlıyor, ama Amerika için aynı şeyi söylemek kabil değil. 1896 yılında Ermeni propagandasının etkisi altında kalan Amerikan Temsilciler Meclisi ve Senatosu Osmanlı İmparatorluğunu kınayan kararlar alıyorlar.

Daha sonraki yıllarda Ermeni saldırıları ve propagandaları devam ediyor ama gerçekleri gören Avrupalı bazı yazarlar da bunlara karşı tepkilerini dile getiriyorlar.

Pierre Loti 23 Ocak 1921 tarihinde L’Oeuvre Dergisinde o zamanın Dışişleri Bakanı  Aristide Briand’a yazdığı açık mektupta şunları söylüyor: “Ermenistan’da Katliamlar kitabımda kanıtların ve tanıkların desteğiyle söylenebilecek her şeyi söyledim: öldürmelerin karşılıklı olduğunu, Ermenilerin sahip oldukları Hıristiyanlık sıfatını kullanarak Batının bağnazlığını Türkiye’ye karşı kışkırtmak için yaptıkları şikayetlerdeki çılgınca abartmaları anlattım.”

ERMENİLERE DIŞ DESTEK..

Peki Rusya’nın ve diğer ülkelerin bu konudaki yaklaşımı neydi? Rus Çarı II. Nikolas Ermenilere hitaben yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu: “Ermeniler! Sizi baskı altına alan despotizmden ve esirlikten kurtulmanın zamanı gelmiştir. Çarın Asa’sının altında kardeşlerinize katılınız!”

Bir Ermeni yazar Çarın bu çağrısına 22 Kasım 1914 yılında “Tribune de Geneve” gazetesinde şöyle cevap veriyor: “Bütün Rusların Çarı ve Ermenilerin Kralı 200 bin Ermeni’nin süngüsünden etkilenmiştir ve bizim lehimize konuşuyor. Ermenistan, Çarın bu çağrısına gururla karşılık veriyor: “Majesteleri, sizin bu çağrınıza katılmaya hazırız!” diyor.

Peki bölgedeki Rus yetkilileri, Ermeni çetelerinin Aanadolu’nun Doğusundaki örgütlenmeşleri hakkında ne diyor? 3 Aralık 1910 tarihinde Bitlis’teki Rus Konsolosu hükümetine gönderdiği raporda şunları yazıyor: “Taşnak Partisinin merkezi Muş’tadır. 100 bin üyeleri var. Bu örgüt 20 komiteye 100 alt komiteye ve 8000 gruba ayrılmıştır. Bunlar evvelce toprağın altına sakladıkları silahları şimdi çıkartmışlardır. Ermeni köylüler Taşnakların baskıları ve tehditleriyle onlara katılmak zorunda bırakılmışlardır.”

 Savaştan sonra Paris’te yapılan Barış Konferansına katılan Bogos Nubar Paşa Times Gazetesinin 27 Ocak 1919 tarihli nüshasında yayınlanan demecinde Ermenilerin savaşın başından beri müttefik ülkelerin askerleriyle birlikte Kafkasya’da, Mezopotamya’da, ve Filistin’de çarpıştıklarını, sadece Rus ordusunda 150 bin silahlı gönüllü Ermeni’nin bulunduğunu söylüyor.

TEHCİR, VAN ERMENİ BİRLİKLER TARAFINDAN İŞGAL EDİLDİKTEN SONRA BAŞLADI.. 

Peki Türkiye’nin Doğusundaki Ermeniler ne yapıyordu? 1919-1922 yılları arasında Türkiye’yi ziyaret ederek yaptığı araştırmaları ve izlenimlerini Angora isimli kitabında yayınlayan Jean Schlicklin isimli Fransız gazeteci ve yazar, Ermeni çetelerinin Türk ordusunu arkadan vurduklarını, küçük birliklere saldırdıklarını, ikmal konvoylarını ele geçirdiklerini, depoları havaya uçurduklarını yazıyor. Ve ayaklanma başlattıkları Van şehrini Ruslara teslim ettiklerini anlatıyor. Osmanlıların buna karşı bir tedbir olarak bölgedeki Ermenileri ülkenin iç kısımlarına naklettiklerini ve bu tehcirin Van’ın Ermeni birlikleri tarafından işgalinden sonra başlatıldığını yazıyor.

TEHCİR KONVOYLARINA SALDIRI

Ermeni saldırılarına uğrayan bazı Müslümanların da zaman zaman bu konvoylara saldırıda bulunmaya yeltendiklerini, ancak bölgede yaşayan Türklerin bu saldırılara engel olduklarını söylüyor.

Aynı yazar Osmanlı ordusunun çekildiği bölgelerde yaşayan Türklerin göç etmek zorunda kaldıklarını, açlık, soğuk ve hastalık yüzünden çok sayıda Türkün hayatını kaybettiğini Ermeni konvoylarına saldıran bazı soyguncuların aynı zamanda göç eden Müslümanlara da saldırdıklarını belirtiyor.

Schlicklin 1919 yılının sonuna kadar bölgedeki 100 Türk köyünün yakıldığını ve burada yaşayan 135 bin kişinin katledildiğini anlatıyor.

Ayrıca Digor kasabasının 58 köyünün tahrip edildiğini ve orada yaşayan 15 bin Türkün de katledildiğini söylüyor.

O tarihlerden itibaren Amerikan basını sürekli olarak Türklerin Ermenilere zulüm yaptığı yolunda bir sürü asılsız iddiayı dile getiriyordu.

TÜRK DİPLOMATLARINDAN PROPAGANDA SALDIRISINA KARŞI DURUŞ..

Bu iddialar o kadar ileri gitmiş ki 1914 yılında Washington’a tayin olunan Ahmet Rüstem Bey  Evening Standard gazetesine verdiği bir demeçte Amerikan basındaki bu tek taraflı yayınları şiddetle eleştirmiş. İngilizlerin Hindistan’da, Fransızların Cezayir’de yaptıkları zulmün örneklerinden bahsetmiş. Amerikalıların Filipinlerde sivil halka yönelik şiddet eylemlerini dile getirmiş, Kızılderililerin uğradığı zulmü anlatmıştı.

O cesaretli ve görevine hiçbir baskıya boyun eğmeden yerine getiren bir büyükelçiydi. Sonunda Başkan Wilson’ın tepkisi üzerine sadece 3,5 ay görev yaptığı Washington’dan ayrılarak İstanbul’a döndü. Ama onun bu kararlı duruşu bugün bile Türk diplomasisinin gurur sayfalarında yer alıyor. Benzi konuda güçlü bir mücadele veren eski Paris Büyükelçimiz Hasan Esat Işık da ülkemiz için gurur kaynağı olmuştu. Ermenilerin Marsilya’da sözde bir soykırım anıtı dikmesine Fransız Hükümeti’nin engel olmaması, hatta ve bir Fransız Bakanın bu anıtın açılış törenine katılması üzerine derhal görevinden ayrılarak Ankara’ya dönmüştü.

O yıllarla ilgili olarak dünyada yapılan yayınların çoğunda hep Müslüman Türklerin Ermenileri nasıl katlettiğine dair iddialar yer alır. Ermenilerin öldürdüğü Türkler hakkında bir bilgiye rastlamak zordur.

RESMİ ARŞİVLERDE ERMENİLERİN KATLETTİĞİ TÜRK SAYISI 518 BİN..

Oysa, Devletimizin resmi arşivlerine göre Ermenilerin o yıllarda katlettikleri Türklerin sayısı 518 bindir.

Bu katliamlar niçin göz ardı edilmiştir? Çünkü Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ermenilere yönelik katliam iddiaları özellikle İngilizler tarafından başka amaçlarla yürütülen propaganda çalışmalarının malzemesi haline getirilmiştir.

Bu propagandaların hedefi desteklenen tarafın her zaman ve her konuda haklı, karşısındaki tarafın ise her zaman her konuda haksız olduğu inancını yaymaya dayanıyordu.

Churchill şöyle demişti: “Gerçek o kadar değerlidir ki, onun yalanlardan oluşan bir korumacılar ordusuyla korunması gerekir!”

İngiliz propagandasının başlıca hedefi Amerika’nın kendi yanında savaşa katılmasını sağlamaktı.

İNGİLTERE'DE PROPAGANDA YAYIN BÜROSU

İngiltere’nin önde gelen 25 yazarını gizli bir toplantıya çağırdı. Aralarında Arthur Conan Doyle, Rudyard Kipling ve H.G. Wells gibi tanınmış yazarların da bulunduğu bu gruba İngiltere’nin politikasını destekleyecek kitap ve broşürler yazma görevi verildi.

Bu büro çalıştığı bina nedeniyle hep “Wellington House” olarak anıldı.

Wellington House savaş sırasında çok sayıda kitaba ilaveten 1160 broşür yayınladı. En önemli düşman Almanya olduğu için bu yayınlarda öncelikle Almanlar hakkında bir çoğu tamamen gerçek dışı veya abartmalı bilgi ve yorumlara yer verildi.

Alman askerlerinin savaş sırasında Belçika’da büyük zulüm yaptıkları, çocukları süngüleyerek öldürdükleri, bebeklerin ellerini kestikleri, Belçika halkını açlığa mahkum ettikleri gibi iddialar bu yayınlarda işlendi. Londra’da yayınlanan Financial Times gazetesinin Haziran 1915 tarihindeki bir nüshasında Alman İmparatoru’nun üç yaşında Belçikalı bir çocuğa işkence yapılması için bizzat talimat verdiği iddiasına yer verilmekteydi.

Ünlü yazar Rudyard Kipling London Morning Post gazetesinde yayınlanan bir yazısında “Dünyada iki kategori vardır: İnsanlar ve Almanlar” diyordu.

MAVİ KİTABIN  PROPAGANDA YALANI OLDUĞU  İTİRAFI..

Savaş bittikten sonra İngiliz Dışişleri Bakanı Chamberlain 1925 yılının Aralık ayında Avam Kamarasında yaptığı bir konuşmada Almanlara karşı yayoınlanan Mavi Kitaptaki dehşet verici iddiaların aslında  bir “propaganda yalanı” olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. Ancak Türkler aleyhinde yayınlanan Mavi Kitap için bunları söylemedi. Biz 23. Dönemde Meclis olarak bu konuda açıklama yapılmasıonı İngiliz Parlamentosundan istedik. İngilizler bunun bir propaganda kitabı olduğunu itiraf ettiler ancak içeriği hakkında birşey söyleyemeyiz dediler.

1938 yılında İngiliz yazar ve diplomat Harold Nicolson, Parlamentoda yaptığı bir konuşmada

 “Birinci Dünya Savaşında lanet edilecek derecede yalan söyledik” dedi.

Wellington House’un savaş yıllarında yayınladığı kitaplar arasında   “Türklerin, Yahudileri, Slavları, Arnavutları, Arapları ve özelikle Ermenileri nasıl katlettiği” yolunda iddialar içeren 40’a yakın kitap var. Toynbee’nin kitaplarından birinin başlığı şöyle: “Türklerin Caniyane Tiranlığı”.  Kitaplardan biri de Türklerin Ermenilere yaptığı iddia edilen mezalimle ilgili. Kitabın başlığı “Osmanlı İmparatorluğunda Ermenilere Yapılan muamele, 1915-1916.”  Mavi Kitap olarak da tanınan bu kitabın yazarları  Arnold Toynbee ve Viconte Bryce.

Bu ve benzeri yayınlarda yer verilen iddiaların kaynağı ise Türkiye’de o tarihlerde görev yapan Amerikan Misyonerleri Heyeti.

MİSYONER HEYET BAŞKANI - BU GÜNAH İMPARATORLUĞUNU YIKMAK AHTIM OLSUN..

Misyonerler Türkiye’ye ön yargılarla gelmişlerdi. 1920’li yıllarda İzmire gelen Misyoner Heyeti Başkanının ilk sözü şu olmuştu: “Bu günah İmparatorluğunu yıkmak ahdım olsun”.

1915 ile 1923 yılları arasında Türkiye’de görev yapan misyonerler heyetinin raporlarını okuyanlar “Türklerin hiç bir zaman zulme uğramadığı, hep onların zulmettiği, Türklerin eğitimden nefret ettiği, eğitilmiş insanları katlettiği, hiç bir Hristiyanın Osmanlı yönetiminde görev almadığı, ancak Türklerin Hristiyanlara ihtiyaç duyduğu, zira Türklerin ırk olarak doktor, dişçi, terzi gibi mesleklere sahip olma yeteneğinin bulunmadığı” gibi gerçek dışı ve küçültücü ifadelere yer verildiğini görürler.

Amerikan halkı Türkler aleyhindeki bütün iddiaları İngiliz kaynaklarından ve İngiliz görüşlerine göre öğreniyor, o zamanlar bunların İngiliz propagandasının bir ürünü olduğunu dahi bilmiyordu. Bu haberleri Amerikan kamuoyuna Parker isimli bir Kanadalı’nın kurduğu bir teşkilat dağıtıyordu. Parker’in listesinde 170 000 Amerikalının adresi vardı. Bunlar arasında 555 Amerikan gazetecisi de bulunuyordu.

THE NATION - SAVAŞ YILLARINDA GAZETELERİMİZ PROPAGANDA ZEHİRİ İLE DOLUYDU..

Savaştan sonra gerçekler Amerika’da da anlaşılmaya başlandı. Amerika’da yayınlanan The Nation gazetesi 18 Nisan 1923 tarihli nüshasında “Artık herkes biliyor ki, savaş yıllarında gazetelerimizin sütunları yalanlar ve propaganda zehirleriyle doluydu” diyordu.

Birinci Dünya Savaşının başlarında kurulan İngiliz Savaş Bürosunun varlığı ve çalışmaları hakkında 1935 yılına kadar kamuoyuna hiç bir bilgi verilmedi. Zaten Wellington House’un çalışmaları ile ilgili bilgileri içeren dokümanlar yakılarak imha edilmişti. Gene de bazı tarihçiler, tesadüfen yakılmamış bazı belgelere ve yayınlara ulaştılar. Justin McCarthy’nin yaptığı araştırmalar Türkler aleyhinde yapılan suçlamaların kaynağında çoğunlukjla misyonerlerin ve Ermeni Taşnak Partisi mensuplarnın bulunduğunu ortaya koydu.

DÜŞMANLARI TÜRKLERİ YALANLARLA BOMBARDIMAN EDİYOR..

Türklere yönelik bu insafsız propagandalara tepki gösterenler de oldu:

Ünlü yazar Claude Farrere, 1922 yılında Paris’te verdiği bir konferansta şunları söylüyordu: “Dünyanın Türkleri hatalı olarak görmesinde şaşılacak ne var? Düşünün ki, Türklerin düşmanlarının parası var ve para her kapıyı açıyor. Türkler çok konuşkan olmayan bir millettir. Buna karşı onların düşmanları çok konuşkandır ve tezlerini büyük bir maharetle ortaya koyuyorlar. Onların en büyük silahı yalandır. Düşmanları Türkleri yalanlarla bombardıman ediyor. Bu nedenle bilgisiz insanların gözünde Türklerin haklı, Türk düşmanlarının haksız sayılması mümkün mü?

ERMENİLERE OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA ÜST DÜZEY GÖREV..

Propaganda belgelerinde yer alan Ermenilere Osmanlı İmparatorluğunda hiçbir zaman üst düzeyde görev verilmediği iddiasını da Devlet arşivlerindeki belgeler yalanlıyor. O belgelerdeki  bilgiler  19. yüzyılın sonlarında 20. yüzyılın başlarında pek çok Ermeni’nin Osmanlı Devleti’nin en üst makamlarında görev yaptıklarını gösteriyor.

Birçok Bakanlığın başında Ermenilerin bulunduğunu isim isim biliyoruz. Fakat en ilginci şu: Padişahın şahsi servetini yöneten Hazine-i Hassa Nezaretinin başında 1880-1908 yılları arasında 28 yıl boyunca sırasıyla Hagop Paşa Kazasyan, Mikail Efendi Portakalyan ve Ohannes Sakız Efendiler görev yapmışlardı.

1912 yılında Dışişleri Bakanlığını Kapriyel Noradunkyan üstlenmişti.

1876 yılında Parlamentoda Ermenilerde dahil 46 Gayri- Müslim milletvekili vardı.

1908 Meclisinde de gene Müslüman olmayan milletvekilleri görev yapıyordu.

Osmanlı İmparatorluğunda 7 Ermeni büyükelçi, 41 Ermeni üst düzey subay görev yapmıştı.

Şimdi bu tabloya bakarak Osmanlıların Ermenilere karşı soykırım uyguladığını iddia etmek mümkün müdür? O devirde, Osmanlı İmparatorluğuyla en yakın ilişki içinde olan ve olup bitenleri en yakından görüp tepit eden İngiltere Hükümetine göre mümkün değildir.

CARTVALE - ERMENİLERİN YOK EDİLDİĞİNİ KANITLAYACAK BELGE YOK..

İngiliz Devlet Bakanı Barones Ramsey of Cartvale 14 Nisan 1999 tarihinde İngiltere Hükümeti adına Avam Kamarasında yaptığı açıklamada şöyle diyor: “...Osmanlı İdaresinin Ermenilerin yok edilmesi kararını kanıtlayacak bir belgenin yokluğu nedeniyle İngiliz Hükümetleri 1915 ve 1916’daki olayları soykırım olarak tanımamaktadır...Bizce 80 yıl önce cereyan etmiş olayların bugünkü hükümetler tarafından değerlendirilmesi uygun değildir. Zira bu olaylar hukuki ve tarihi tartışmalardır.”

Aynı düşünceyi bir başka İngiliz Bakan Beverly Hughes da 24 Ocak 2011 tarihinde İstanbul’da gazetecilere verdiği bir demeçte hükümetinin görüşlerini şöyle dile getiriyordu: “Bir süre önce İngiltere Hükümeti Ermeni iddiaları konusunda sunulmuş olan delilleri gözden geçirdi. 1915 ve 1916’da meydana gelmiş olan olayların belgelerini inceledi. Bu olayların BM tarafından tanımlanmış olan soykırım tanımlamasına uymadığına karar verdi. Bu İngiliz Hükümetinin tutumudur ve değişmeyecektir.”

ABD'DE 69 BİLİMADAMI ERMENİ TEZİNE KARŞI BİLDİRİ YAYINLADI..

Bu görüşler aynı zamanda dünyaca ünlü bilim adamları tarafından da dile getirilmiştir. ÖrneğinAmerika’da yaşayan 69 bilim adamı 19 Mayıs 1985 tarihinde yayınladıkları bildiride Amerikalar Temsilciler Meclisi’nce hazırlanan bir tasarıda Ermeni tezlerine hak vererek soykırım sözünün kullanılmasına açıkça karşı çıkmışlar ve tarihin tarihçilere bırakılmasını istemişlerdi. Bu bildiriyi imzalayanlar arasında Heath Lowry, Bernard Lewis, Justin McCarty, Dankward Rustov, Pierre Oberlink ve Stanford Shaw gibi bilim adamları da yer almaktaydı.

Bilim adamlarının bu uyarısı acaba Amerikan hükümeti ve devlet adamları tarafından yeterince dikkate alınmış mıydı? Pek sanmıyorum. Nitekim, Başkan Obama Senatör olduğu sırada Ermeni tezlerine hak veren ve soykırım kelimesini kullanan açıklamalar yapmıştı. Başkan olduktan sonra da her yıl 24 Nisan tarihinde yaptığı konuşmalarda soykırım sözünün İngilizcesini kullanmamakla birlikte Ermenilerin aynı anlamda kullandıkları Medz Yegern ifadelerine yer vermişti.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki  şöyle diyor: “Uzun süreden beri pozisyonumuz, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde ölümlerine yürüyen veya katledilen 1,5 milyon Ermeni’nin katledilmesinin yasını tutma ve bunu tarihi bir gerçek olarak tanımaya yöneliktir.”

YÜZBİNLERCE TÜRK ERMENİLER TARAFINDAN KATLEDİLDİ..

Peki bu iddiaların kanıtı var mı? Bir kere şu 1,5 milyon Ermeni’nin öldürüldüğü iddiaları nereden kaynaklanıyor? Fransız Dışişleri Bakanlığının resmi yayını olan ve 1893-97 yıllarını kapsayan Sarı Kitapta Anadolu’daki 15 ilin Müslüman, Rum ve Ermeni nüfusu yer alıyor. Bu illerde yaşayan Müslümanları sayısı nüfusu 9,5 milyon, Ermeni nüfusu ise yaklaşık 1 milyon. Doğu illerinde de Müslüman nüfusu Ermenilerden çok daha fazla.

İngilizlerin 1917 yılında yayınladıkları resmi istatistiklere göre Anadolu’daki Müslüman Türklerin sayısı 7,179 bin, Ermenilerin sayısı 576 bin. Doğu illerinde Müslüman Türkler 1,795 bin, Ermeniler 430 bin.

Uzmanların bu ve benzeri istatistikleri karşılaştırarak o bölgedeki nüfus hareketleri hakkında sağlıklı bir sonuca varmaları gerekiyor.  İlk bakışta, Ermenilerin yanı sıra Müslümanlarda da büyük bir nüfus azalması görülüyor. Bu azalmanın en önemli nedenlerinden biri kuşkusuz yüzbinlerce Türkün Ermeniler tarafından katledilmesi.

BİZ NEDEN TÜRK KAYIPLARININ HESABINI SORMAYALIM?

Ama başında da söylediğimiz gibi bizim esas tartışmamız gereken konular başkadır. Onlar kendi kayıplarının hesabını sorarken biz niçin Türk kayıplarının hesabını sormayalım. 518 bin Türkün öldürülmesinin sorumlusu kimdir? Bu Türkleri katleden Ermeni komutanlardan herhangi biri yargılanıp cezalandırılmış mıdır? Öldürülen Türklerle ilgili olarak herhangi bir Ermeni yetkilisi Türk milletinden özür dilemiş midir, üzüntülerini dile getirmiş midir? Büyük ülkelerin devlet adamlarından herhangi biri 1915 olaylarına değinirken o tarihte Ermenilerce öldürülen Türkler hakkında bir üzüntü beyanında bulunmuş mudur?

2015, ASALA'NIN TÜRK BÜYÜKELÇİLERİNİ ÖLDÜRMELERİNİN 40. YILDÖNÜMÜDÜR.

Daha yakın tarihlere gelelim. 2015 yılı sözde Ermeni soykırımı iddialarının 100. yılıdır. Peki başka neyin yıldönümüdür? Ermeni ASALA terör örgütünün Türk büyükelçilerini öldürmeye başlamalarının 40. yıldönümüdür. Bu cinayetleri işleyen ASALA teröristlerinin pek azı Batı ülkelerinde yakalanıp kısa süreli hapis cezasına çarptırıldı. Diğerleri izini kaybettirdi. ASALA terör örgütü mensubu olup da Ermenistan’a dönenlerden yakalanan, yargılanan ve cezalandırılan oldu mu? Tam tersine Erivan’da ASALA teröristlerini anmak için büyük bir anıt yapıldı. Biz bütün bunların hesabını sormayacak mıyız?

ASALA Ermeni terör örgütü ile Kıbrıs Rum EOKA terör örgütü ve PKK terör örgütünün nasıl işbirliği yaptığını araştırmayacak mıyız? Devletimizin bu konudaki arşivlerimiz açmayacak mıyız? En azından değerli gazeteci Uğur Mumcu’nun bu işbirliği konusunda yazdıklarını değerlendirmeyecek miyiz?

Daha yakın tarihlerdeki Hoca Ali Katliamının sorumlularından hesap sorulmayacak mıdır? Çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 613 Azeri soydaşımızın vahşice öldürülmelerinin sorumluları kimlerdir? O saldırıda Ermenilerin komutanlığını yapanlardan hangileri daha sonra Ermenistan Devletinin yüksek makamlarına getirilmişlerdir?

AZERİ TOPRAKLARINI %20 Sİ ERMENİSTAN TARAFINDAN İŞGAL EDİLMİŞTİR.

Bugün bile hala Azeri topraklarının %20’sinin Ermenistan tarafından işgal edilmeye devam edilmesinin hesabını sormayacak mıyız? 1 milyon Azeri’nin o topraklardan göçe zorlanmasının hesabını sormayacak mıyız?

Bütün bu acı gerçekler ortadayken Ermenistan ile gizli görüşmelerin sonucunda iki protokolün imzalanması doğru bir iş mi olmuştur? Ne yazık ki, bu protokollerde Ermenilerin talepleri ve beklentileri yer almakta, Yukarı Karabağ sorununa hiç değinilmemekte, Kars Anlaşmasından hiç bahsedilmemekte, ve Ermenilerin soykırım propagandalarını durduracaklarına dair en ufak bir taahhüt yer almamaktadır.

100 yıl önce cereyan eden olayları inceleme görevi tarihçilere aittir. Uzak geçmişten bugünün siyaseti için malzeme çıkartmaya çalışmak doğru değildir.

ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARI TÜRKİYE ÜZERİNE BASKI ARACIDIR..

100 yıl öncesinin olayları dolayısıyla Türkiye’yi sanık iskemlesine oturtmaya çalışılarak ülkemizden başka konular için taviz beklenmesi hiç doğru değildir. Bakınız 2001 yılından itibaren 5 yıl süreyle iki ülkeden bazı aydınları ve eski devlet adamlarını bir araya getirerek Türk-Ermeni Yakınlaştırma Komitesi (TARC) adıyla bir girişim başlatan American Atlantic Council Derneğinin yöneticilerinden David Phillips kısa bir sürre önce yayınladığı TARC başlıklı kitabında şunları söylüyor: “Türkiye ne zaman Amerika’nın Ortadoğu politikasına ters düşmüşse, Amerikalılar Ermeni soykırımı iddialarını Türkiye üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanmışlardır.”

Şimdi bütün bu geçekler ortadayken bizim hala bütün zamanımızı ve enerjimiz 100 yıl önceki iddialarla israf etmemiz doğru mudur?


İzlenme: 431 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ