• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL
g.sozcu11

Gerçek Sözcü Özel Haber

Sisler

Sami Samanci

Sami Samanci

E-Posta : s.samanci@aol.com

 ROMAN’IMDAN BİR KESİT

SİSLER
 
Fırınevinde yanan ocağın üzerinde bazlamalar puf puf kabardı..kızgın fırın içine kıvrım kıvrım haşhaşlı pideler sürüldü.. un ve oklovaların birlikte raksı sardı fırınevini..iki tepsi böreğin üzerlerine sürüldü suyla karışık üzüm pekmezi..
Fidan oklavayı uzat, Fidan su getir, Fidan çayı demle, Fidan ortalığı süpür...
Akşam olduğun da çığ gibi büyüdü Fidan’ın sevinçleri..bütün gün koşturup durdurak bilmeden çalıştırılmıştı ya unutuverdi bütün yorgunluklarını..
Ertesi gün öğleden önce bindiler faytona..Münevver hanım gerdanını şişirip ekili tarlalardan ayıramadı gözlerini..arada bir faytondakilere göz süzüp yeniden bakıyordu etrafında ki bereketli toprakların desen desen işlenmiş gibi gözüken yeşilliklerine...Reyhan, bir önce ki gün hamur yoğurup oklava elinde kollarında takâtı tükenene kadar çalışmıştı ya, bu sebepten o kayınvalidesi kadar keyifli değildi..
Bir yokuş orman yoluna girdiler, ağustos böceceklerinin sesi karıştı faytonun tekerlerinden çıkan sese..
Faytonu çeken at ağır aksak yürümeye başladı.. Muhsin bey ve Mustafa ön tarafta oturdukları yerden atlayıp indiler...Mustafa atın geminden tutup yürüdü yokuş yukarı.. sonra düzlük yemyeşil bir alan çıktı karşılarına..ne güzel yerdi burası, düzlük alanın ilerisinde yamaca doğru yapılmış çeşmenin buz gibi akan suyundan terleyen yüzünü yıkadı Muhsin bey ve oğlu Mustafa..
Suyun kenarına vuran yamaçta ki ormanın gölgesine kocaman bir kilim yayıp üzerine minderleri döşedi Reyhan ve Fidan..
Ormanın derinliklerinden işitilen ve insan ruhunu dinlendiren uğultuya karıştı bu kez cırcır böceklerinin fasılasız sesleri..
Usta bir ressamın fırçasından çıkmış kadar büyülüyeciydi etrafta ki herşey..
Mustafa atını koşudan çıkarıp bıraktı.. at önce çeşmenin yalağından kana kana su içti.. sırtına konan bir iki sinekten rahatsız olup sırt derisini titretti..kuyruğunu sallayıp yerde ki içinde bol ıtırlı çimenlere eğilip otlanmaya başladı..
Faytondan uzun ve kalın bir halat getirdi Mustafa..halatın bir ucuna, içine taş koyduğu bez torbayı bağlayıp yamaç başında ki çam ağacının kalın ve uzun dalına attı.. ilk seferde ıskalayınca bir daha bir daha denedi..
Kenan ilgi ve keyifle nereye bakacağını bilememişti..ilkin etrafında ki devasa ormanın büyüsü sardı ruhunu..ormanın derinliklerinde ne olduğunu merak etti..babaannesi ve dedesinin yanyana yeşillikler içinde gezinmelerinde ki sükùnet sardı bütün benliğini..sonra, atın kana kana su içmesindeki vaziyetini olağanüstü bir durummuş gibi hayretler içinde izledi..
Şimdi en keyifli kısımdaydı..
Amcası, bir salıncak kurmuştu..lâkin ilk kendisi oturup sallandı amcası...Kenan yüzünü asıp kendisinden bir hayli uzaklaşmış olan babaannesini aradı..o binmeliydi salıncağa ilk, çocuk olan oydu.. sonra Reyhan yengesi kuruldu salıncağa, Fidan’da gelip dikeldi Kenan’ın yanıbaşına..
İkiside gıptayla baktılar salıncakta sallanan yengelerine..
Sonra salıncaktan ümidini kesen Kenan, koşuverdi yeşil çimenlerin üzerinde.. Fidan’da koştu peşisıra.. Bu dağ başında henüz onun yapacağı nitelikte bir iş yoktu ki.. Özgürce koştular, Kenan dedesi ve babaannesinin yanlarına koşarken Fidan ayırdı koştuğu istikameti..o, kendisini kucaklayacak boşluklara kucak açmıştı hep..sonra tökezlenip yüzüstü kapaklanıverdi yeşilliklerin üzerine..kollarından tutup kaldıracak, sarıp sarmalayacak sıcak bir kol yoktu ki.. yavaşca doğrulup rengi solmuş çiçekli entarisini silkeledi..etrafına bakınmadan geri döndü.. kendisine uzatılan bir el vardı karşısın da..
Canın yandımı diye sordu Kenan..
-Yok sadece elim acıdı azıcık.. 
Fidan hayret etmiş gibi baktı Kenan’ın gözlerine;
-Hiç ses etmeden ne vakit geldin sen yanıma ?
Kenan omuzlarını yukarı aşağı oynatıp yanıt vermedi..yeniden koştular çeşme başında ki kilim yaydıkları yere..dedesi ve babaanneside geldiler..Münevver hanım karısını sallayan oğluna;
-Oğlum yeter ! 
Mustafa oralı olmadı, dönüp bakmadı bile annesine, Münevver hanım biraz daha sesini yükseltti;
-Reyhaaan in hadi Kenan’ım binsin, çocukmusumuz siz ?
İnsanın içinde ki çocuk hiç büyürmüydü ki.. temiz havanın ve etrafta ki güzelliklerin büyüsüne hangi insan karşı koyabilirdi ki..
Reyhan salıncaktan inip eliyle gel diye Kenan’ı çağırdı..
İşte sallanmak sırası ona gelmişti.. salıncağın minderine oturttu amcası, düşmesin diye halatın sarkan ucunu iki kez Kenan’ın gövdesine sardı..hadi bakalım salla dedi Fidan’a..
-Ama dikkat et fazla sallayıp düşürme !
Fidan bir önüne bir arkasına geçip salladı Kenan’ı..
Ne güzeldi salıncakta sallanmak, ne güzeldi bulutlara uçuvermek, ne güzeldi güvenmek..
Bir süre sonra durdur beni dedi, Fidan neden diye sordu.. Kenan, belini saran halattan sıyrılıp indi salıncaktan..
O görmüştü Fidan’ın gözlerinde ki yakarışları..sen bin diye bağırdı...sesi emir niteliğinde gibiydi..Fidan kilim üzerinede ki mindere uzanıp yatan Münevver hanıma baktı;
-Münevver annem kızar ki ?
Konuştuklarını duyuyordu Münevver hanım, gözlerini kırpıştıra kırpıştıra bakıyordu onlara.. 
Kenan, salıncağı tuttu Fidan otursun diye;
-Habi bin !
Fidan oturdu salıncağın minderine, Kenan biraz ittirip kenara çekildi.. önüme arkama gelme sakın diye uyardı Kenan’ı..
Münevver hanımla gözleri kesişti..bakışları duygusuz ve ifadesizdi.. -Fidan bir iki sallanıp indi salıncaktan..Münevver hanımın gözlerinde ki soğuk ifade rahatsız etmişti Fidan’ı..
 Bıraksalar saatlece inmezdi ki salıncaktan..
Ne güzeldi salıncakta sallanmak..
İçinde biriktirip yaşayamadığı çocukluğunu saniyeler içine sığdırıvermişti içine..

İzlenme: 169 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ANKARA - HAVA DURUMU

ANKARA

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ